Hikayeye başlarken genelde hakkında çok bir şey bilmeden başlıyorum. O yüzden serinin birinci kitabında olduğu gibi bununda nasihat verip kitabın kötü sonla biteceğini tahmin etmiştim ama bu sefer nasihat yerine zar zor belki fedakarlık?? diyeceğimiz bir şey vardı ve tabi ki kötü sonla bitiyordu.
Küçük bir kasabada bir bebek doğar. Bu bebeğin soluk teni ve kocaman gözleri vardır. Bebeğin hiçbir duygusu yoktur sadece zombi gibi iştahı vardır. Annesi bu durumdan korktuğundan kasabalılardan uzaklaşır ve bebeği bodruma kitler. Her gece çocuğunu besleyebilmek için çiftlik hayvanlarını kaçırır. Bir kaç yıl sonra kasabada salgın hastalık patlak verir, bir çok hayvan ve insan ölür. Geriye kalan kasabalılar köyden ayrılmaya karar verir. Anne çocuğu için oradan ayrılamaz ve kasabada kalır. Çocuğuna yiyecek bulamadığından kendi uzuvlarını kesip ona yedirir. Ta ki sadece gövdesi kalana kadar. Annesinin kolları olmadığından bebek annesine sarılır ve ilk kez konuşur ''Anne, çok sıcaksın'' bebek bunu neden söylemiştir? Açlığını gidermek için mi? Yoksa annesinin sıcaklığını hissetmek için mi?
Özet geçeyim derken yine kitabın neredeyse hepsini çevirmiş oldum. Aşırı beklemediğim bir olay olduğundan hala kitaba kaç puan vermem gerektiğinden emin olamadım ama yazarın hikayeleri gerçekten ayrı bir seviyede bu yüzden serinin geri kalanını da okumayı planlıyorum.
Ayrıca yazarın romanı 사이코지만 괜찮아 1 2020 de 'It's Okay to Not Be Okay' diziye dönüştürülmüştü. Diziyi izlemedim ama bu kadar karanlık bir serinin dizi halinin romantik komedi olması biraz garip...
그러자 마녀는 약속대로 그의 영혼을 거두며 이렇게 말했어요.
아프고 고통스러웠던 기억. 처절하게 후회했던 기억.
남을 상처 주고 또 상처받았던 기억. 버림받고 돌아섰던 기억.
그런 기억들을 가슴한구석에 품고 살아가는 자만이 더 강해지고 뜨거워지고 더 유연해 질 수가 있지
행복은 바로 그런 자만이 쟁취하는 거야
그러니 잊지마
잊지 말고 이겨내
이겨내지 못하면 너는 영혼이 자라지 않는 어린애일 뿐이야.