Devasa binanın dolambaçlı koridorlarından geçiyor, odaların numaralandırılmış kapılarını tek tek açıyordu. Karşısına çıkan her yeni manzarayla birlikte, gerçekliğin dünyasında bıraktığı çirkin izler silikleşiyor, sonra da kaybolup gidiyordu.
Kafasındaki düğmeyi çevirdiğinde hiç sıkıntı çekmeden diğer dünyasına geçebildiği gerçeğini çok küçükken fark etmişti. O güvenli bölgeyi araştırarak dolaşmaya devam ettiği sürece tamamen özgür kalıyordu.
Tengo bir noktadan itibaren, bu adamın kendine karşı kıskançlık beslediğine inanmaya başlamıştı. Kendisinin kişiliğinin, sürdürdüğü yaşamın adamda bir tür kıskançlığa yol açtığına inanıyordu. Fakat bir babanın gerçek oğlunu kıskanması söz konusu olabilir miydi acaba?