Aslında dünyada gözümüzün önünde duranların pek azını görürüz. Dünyanın Yüce Yaratıcı'sına içtenlikle güvenmek için pek çok nedenimiz de var: Asla yarattıklarını mutlak bir yoksunluğa terk etmez, tersine en kötü koşullarda bile şükredecekleri bir şeyler verir, bazen kurtuluşa sandığımızdan daha yakınızdır, hatta yıkımımıza yol açacakmış gibi görünen araçlar kurtuluşumuzu getirir.
Çünkü minnettarlık insanın doğuştan gelen bir erdemi olmadığı gibi insanlar zorluklarla karşılaştıklarında çıkar umdukları zamanların aksine sözlerinden döner.
Dünyayı çekip çeviren Tanrı'nın kulunun nesnelere ilişkin görüş ve bilgisinin sınırlarını bu kadar dar tutması, onun eşsiz iyiliğinin bir örneğiydi; insanoğlu farkına vardığı takdirde zihnini bulandırıp moralini bozacak binlerce tehlikenin ortasında yürürken bile, gözünden ırak kalan olaylar ve çevresini kuşatan tehlikelerden bihaber olduğundan soğukkanlılığını ve huzurunu koruyabiliyordu.
Yaşamımızın akışı içinde hep kötülükten kaçınmaya çalışıyoruz, ama bir kez pençesine düştük mü bize en büyük dehşeti yaşatıyor ve içine düştüğümüz beladan bizi çıkaracak tek araç ya da kurtuluş kapımız da yine kendisi oluyor.
Tehlikenin korkusu, gözle görülür bir tehlikenin kendisinden on bin kez daha ürkütücüdür; endişenin yükü bize, endişe duyduğumuz kötülükten kat be kat büyük gelir.