Kutuptaki manzara ona her şeyden önce gezegenlerin birinde yaşayan bir insan olduğunu hatırlatmıştı. Hayatta yaptığı her şey -satın aldığı, uğruna çalıştığı, tükettiği hemen her şey- onun kendisinin ve bütün insanların, dokuz milyon türden yalnızca biri olduğunu idrak etmekten bir adım daha uzaklaştırmıştı.
Etraf çok sessizdi.
Sessizlik dünyanın başka yerlerinde ne kadar gürültü olduğunu fark etmesini sağladı. Buradayken, sesin bir anlamı vardı. Bir şey duyduğunuzda, dikkatinizi ona vermek zorundaydınız.
Doğanın bir parçası olmak yaşama isteğinin de parçası olmaktı.
Bir yerde uzun zaman kaldığınızda, dünyanın ne kadar büyük ve uçsuz bucaksız olduğunu unutuyordunuz. O enlem ve boylamların uzunluğunu algılayamıyordunuz. Kendi içimizdeki uçsuz bucaksızlığı da algılayamadığımız gibi.