Ölüm ne kadar hakikat olsa da insan yine kurtuluş paresi aramaktan kendini alamıyor. Meğerse can pek tatlı şeymiş... Hayata bağlılığımızın derecesi böyle ümitsizlik zamanlarında belli oluyor.
Zavallı Türk kadını için ev içinde bedenini çalıştırmaya iki büyük vesile vardır. Ya ortalık süpürmek adı altında hasır süpürgeyi alıp iki kat olarak evin tüm mikroplu tozlarını yutmak... Ya da çamaşır yıkamak adına leğen başında akşama kadar bütün ailenin kirlerini pisliklerini sıcak su içinde oluşan zehirli buharları solumak, işte bizim en büyük egzersizimiz, sporumuz bundan ibarettir...
Medeniyetin, gelişme düşüncesinin amacı birbirini öldürmeye uğraşmak mıdır, yoksa kardeşliğin kurulmasına çare aramak mı? Neden insan öldürmek tekniğinde en usta olan, savaş adetlerini en iyi yapan milletler en medeni, en ileri sayılıyorlar? Şimdiki milletlerin hiçbirisi meğerse medeni sıfatına layık değilmiş...
Ayrı ayrı ırktan olanlar arasında değil, aynı millet içinde, hatta aile içinde bile ne derece ayrılıklar ne kadar kıskanç çıkarlar olduğu anlaşıldı... Meğerse âdemoğlu hileden ibaretmiş... 'Dost' sıfatına