Amaçlarından hiçbirini paylaşmadığım, sevinçlerinden hiçbiri bana bir şey söylemeyen bir dünyanın ortasında bir bozlkırkurdu ve sefil bir münzevi olmayıp ne yapacaktım!
Gelgelelim, ne yazık ki benim tuhaf bir durumum var, özellikle bu hoşnutluk denen şeye hiç mi hiç katlanamıyorum, kısa bir süre sonra çekilmeyecek kadar iğrenç ve tiksindirici buluyorum onu, içim karamsarlıkla doluyor bazen hazları, qma gerektiğinde ağrı ve sızıları kendime yol yaparak başka iklimlere kaçış sığınmaktan kendimi alamıyorum.
Evden çıkıp bir saat kadar gezmiş ve tüysü bulutçukların gökyüzündeki o güzelim, nazlı, değerine paha biçilmez desenlerini seyre dalmıştım. Pek hoş bir şeydi bu da, tıpkı eski kitapları okumak gibi, sıcak bir banyo yapmak gibi bir şeydi. Ama tümüyle ele alındığında insanın içini pek de mutluluk ve kıvançla dolduran büyüleyici Işıl ışıl bir gün sayılmazdı, hanidir alıştığım normal günlerden biriydi işte.
‘İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.’ Ne anlamlı bir söz, değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil! Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa bunda ileri bir noktaya ulaşabilir ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur.