Kadını anlatacak bir şiir yazacaktım… Ama olmadı! Yazdım, sildim, tekrar yazdım, tekrar sildim… Beceremiyorsun, dedim kendime..! Kadın başka, kadın hep b/aşka!
Zaten kadın, bir şiirin ilk mısrası değil miydi? '‘ Kadınım '’ diye başlardı hep… ‘' Güzel kadınım, bu gece hangi gülü sunacaksın bağından? '’ Ve bir romanın tam ortasına bağdaş kurup, ben olmasam bu roman okunmaz der gibi, sürükler sayfa sayfa okunan her kadın… Kokusu bile sinmiştir o kitaba… Okunan her roman da, biraz kadın değil midir yani? Kadın başka dedim, hele bir de filmdeyse! Dalarız bir filme; tam da en acıklı sahnede, görünür kadın… Ulan, ben bile ağlarım buna, ötesini siz düşünün! ‘' Gitme Fikret!... ben de seni seviyorum..! '’ dedi mi… Aheyy ahey!! Off ki ne of! İşte tamda bu replikte bu sahnede bir kadın…
Şiir, roman derken tüm kitaplara yakıştı kokusu; amenna… Lakin bitti mi? Nerde?! Hele bir de, adamı en çok vuracağı yer var ki; ben mesela, en fazla burada yenilirim Kadın’a… Bir şarkının, bir türkünün nakaratlarında..!! Ezgideki eşsiz güzelliktir varlığı… Diline dolanır, aklından çıkmaz! Ellerin cepte, ıslık eşliğinde bulursun yolunu… Ya da, ne bileyim; iki duble içeyim dersin keyfine… Üçüncü dublede aklına gelir kadın. Tamam, üçüncü yudum olsun; sizi mi kıracağım?! Kafanı sallarsın hafifçe... Ahh Rima; yine geldin! Hani içince unutacaktım seni; hani kaybolacaktın kendimden geçince?!
Yine beceremedim anlatmayı biliyorum… Hem zaten, kadın işte; bildiğiniz kadın… Yorulan kadındır, yoran kadın… Doğuran kadındır, büyüten kadın… Yaşatan kadındır, öldüren kadın… Kadın; topraktır, sudur, memlekettir, hasrettir, nefestir, Aşk’tır… Dişice yaşamdır, hulasa kelam… Varlığına bin selam; vesselam…
// Yusef Masadow //