Kim nerede çocuklara ve çocukluğa dair ne anlatmaya çalışırsa çalışsın anlattığı şeyi kendi tecrübemizden, kendimiz "en iyisini yapmaya çalışırken" çocuğumuza verdiğimiz olası zarardan, niyetimizin aslında iyi olduğundan bağımsız olarak anlamaya odaklanırsak, belki o zaman içimizdeki "anne-babalık sesini" çocuğa uygulamak ve nasıl uyguladığımızı sorgulamak yerine çocuğumuzun sesini duyabilmeye de başlarız.
Bağışlama kurallarla, yasaklarla, zorla elde edilemez. Bastırılmış, yasaklanmış bir nefret ruhu zehirlemediği zaman, kendiliğinden ortaya çıkar. Bulutlar dağıldığında güneşin parıldaması için zorlanmasına gerek yoktur,kendiliğinden parıldar.
Nefretin bizi hasta ettiği doğru değildir. Bastırılan, bağlarından koparılan duygular bizi hasta edebilir ancak ifade edebildiğimiz bilinçli duygular bizi hasta etmez (Miller 1998)
Sevgi, sevdiğimiz kişinin iyiliğini değil, mutluluğunu istemektedir. Kimsenin kimseye iyilik tayin etmeye, o ya da bu şekilde davranırsa onun bu kişinin iyiliği için olacağına dair kendi fikrini dayatmaya hakkı yoktur. Her insanın gerçekliği başkadır. Bu gerçekliğe hiçbir zaman saygı gösterememiş, çocuğunun mutluluğuna vaktiyle engel olmuş ve hala da bu şekilde davranarak engel olmaya devam eden bir anne babanın çocuğuna sevgisi nasıl bir sevgidir? O zaman neden, neden herkes anne babasını affedemeyen kişinin affetmeme hakkına, hatta bırakın affetmeyi, kişinin anne babadan incinme hakkına bu denli saygısız?
Alice Miller Suskunluk Duvarı'nı Yıkın' da, "Bir yetişkin hatalarını fark eder ve bunları kabul ederse, çocuk bu yetişkini bağışlayabilir" diyor. Ama vaktiyle böyle bir şey olmadıysa, anne baba onu affedemeyen evladı karşısında şimdi bacak bacak üstüne atmış, kendisine hürmet gösterilmesini beklerken, kendisi evladının halini, çektiği acıyı, ne yapmış olabileceğini anlamak için kılını kıpırdatmazken ama evladından ona yaptığı her şeyi bağışlamasını ahlaki bir zorunluluk olarak beklerken, yani kendisi aslında hep bekleyen pozisyonundayken, evladının şimdi onu niye affetmesi gerektiğini neden sorgulamıyoruz?