Ayışığı ve sensizlik akseder intibah yüreğime,
Gülistan-ı sevda bahçeme şiirsiz bir şiir konar.
Ben kırılgan, mahcup, beliğ yolcu...
Omuzlarımda gitmekle bitmeyen bir bâr-ı gam,
Başından eksik olmadı kesif duman.
Suskunluklara gömülen revnak çığlıklarım aşka dair...
Sevdamı, çilemi, acımı tuza bandığım latif yaralarımı,
Hıçkırık sandığına gömdüğüm aşkâr incili kaftanımı,
Yırtık hârir abamı, zümrüt kuşlarımı...
Öfkeme, sevdâma gem vurup kapında nâçar geceleyen,
Zulmetini sırtlandığım o nihayetsiz şeb-i yeldâ çığlıklarımı sessizliğimde yaşayıp,
Beni yutan bu girdâb-ı melâle inat;
Sıra dağlar gibi mağrur gülşenî duruşumu,
Hırçın inşikâk yaylamın zulasında gizliyorum.
Şimdi sükuttan bir zırh kuşandım, vatan belliyorum gurbeti;
Kendi küllerinden doğmayı bekleyen bir zümrüdüanka gibi,
Bu şiirsiz mısranın son hecesinde, ismini fısıldayıp susuyorum.