Mutluluk, sizi pervasızlaştırırdı ve bunun sonsuza dek süreceğini düşünerek büyük bir beklentiye kapılırdınız ama karşılaştığınız tek şey sadece yanılsamalardan ibaret olurdu.
Dostoyevski'nin, İnsancıklar adlı kitabında, "Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu," diyordu. İşte tam olarak öyleydim. Güçlü görünmeye çalıştıkça her şeyi içime atıyor ve çok zayıf düşüyordum.
Hayat sizi bir noktada sınarken fırtınanın ne kadar sert ya da çetin geçtiğini asla fark edemezdiniz. Nasıl yorulduğunuzu, nasıl ayakta kaldığınızı da. Ancak o andan sonra dönüp de aynaya baktığınızda size bakan kişi asla aynı kişi olmazdı.
Gerçek acımasız bir yırtıcı gibiydi. Sana dişlerini geçirdiği zaman hissettiğin derin acı seni ölesiye kıvrandırır ve mahveder. Deliye dönersin âdeta ve o an geldiğinde kalbinden geçen tek bir şey olur. Keşke hiç bilmeseydim, öğrenmeseydim, dersin ama bunun için çok geçtir.