Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Çantanın sahte olduğunu anladıktan sonra Şanzelize'ye hiç
gelmediniz," dedi Füsun, Sibel'e tatlılıkla gülümseyerek. "Bu beni üzdü,
ama tabii ki çok haklıydınız." Çantayı açıp içini gösterdi. "Bizim ustalar
Avrupa mallarını çok güzel taklit ediyorlar evelallah, ama tabii sizinki
gibi bilen göz anlıyor hakiki olmadığını. Ama bir şey söyleyeceğim
şimdi." Bir an yutkundu, sustu, ağlayacak sandım. Ama kendini topladı
ve evde dikkatle hazırladığını sandığım sözlerine kaşlarını çatarak
başladı. "Benim için bir şeyin Avrupa malı olup olmamasının hiç önemi
yoktur... Hakiki miymiş, sahte miymiş, bu da önemli değil.. Bence
insanlar, taklit bir ürünü sahte olduğu için değil, 'ucuza alındığı anlaşılabilir korkusuyla kullanmak istemezler. Benim için kötü olan şey
ise. tabii eşyanın kendisine değil, markasına önem vermektir. Kendi
duygularına değil de, başkalarının ne diyeceğine önem veren insanlar
vardır ya hani... (Bir an bana baktı.) Bu akşamı yıllarca bu çanta ile hatırlayacağım
Hayatımızın, tıpkı bir roman gibi artık son şeklini aldığını hissettiğimiz günlerde, en mutlu anımızın hangisi olduğunu benim şimdi yaptığım gibi hissedip seçebiliriz. Yaşadığımız bütün anlar içerisinde neden bu anı seçtiğimizi açıklamak da, kendi hikayemizi bir roman gibi yeniden anlatmayı gerektirir elbette. Ama en mutlu anı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz. Bu acıyı dayanılabilir kılan tek şey, o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır. Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar.