“Parvus gâvurunu bildin mi?”
“Evet…”
“Bir gün bana anlattıydı uzun uzadıya ‘Her zengin senin istediğin işi göremez.’ dediydi. Dediydi ki, ‘Millî zenginin adı, burjuvadır. Batı’da derebeyliğin içinde yetişir bu hayvan… Bundan önce de tarihte zengin vardır ama, hiçbiri burjuva değildir. Hele Doğudakiler hiç değildir.’ dediydi. Anlattıydı burjuvanın özelliğini… İşe yatırırmış eline geçeni, son meteliğine kadar… Gerçekten hürlük istermiş, hiç değil ilk zamanlarda, ki pazardaki rakipleriyle boğuşmaya girişip hepsini ortadan kaldırsın! ‘Sizinkilerde burjuva çekirdeği yoktur, olamaz da hiç.’ dediydi, ‘Bu sebeple bunlar sırtlarında devlet dayağını aralıksız duymak isterler, bunlar tekel isterler. Yani isterler ki devlet her işi bunların yerine yapsın, bütün tehlikeleri ortadan kaldırsın, zararlarını da gerektiğinde yüklensin! Bunlara salt, kürekle para toplamak kalsın… Topladıklarını yeniden yatırmayı da kendilerinden hiç kimse istemesin. Kazansınlar, kazandıklarını saklasınlar, taşa toprağa gömsünler, hatta yabancı ülkeler bankalarına kaçırsınlar. Devleti bırak, kendi kendilerine destek olamaz bunlar… İş bilmedikleri için, azınlıkların elinden iş alanlarını da çekip alamaz hiçbiri… Belki bunlarla ortak olur kimisi, böylece de devlet, eskiden bir ödüyorsa beş ödemek zorunda kalır.’”
“Doğru… Parvus gâvurda, demek böyle akıllar varmış…”
“Vardı evet… Onda akıl vardı ama, bizde bunu kavrayacak bilgi sıfırdı. Sonraları çok düşündüm ben bu meseleyi, hele burada pek çok düşündüm. Doğru… Haklı herif… Sahibinin bilgisi, deneyi gücüyle meydana gelmemiş zenginlik güç değildir ki sırasında devlete, hükümete destek olabilsin!”