Berat

Akabinde, Kavgam’ dan bir alıntı gelir. “Doğanın değişmez mantığıyla mücadele etmeye çalışan kişi kendini bir insan olarak hayata getiren mantığa şükran duyacağına onunla mücadele ediyor demektir. Doğayla mücadele etmek insanın kendi sonunu getirecektir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
1942 yılından bir Alman biyoloji kitabının “Doğanın ve İnsanlığın Yasaları” bölümünde, tüm canlıların hayatta kalmak için acımasız bir mücadele içinde olmasının doğanın birinci yasası olduğunu anlatılır. Bitkilerin toprak bulmak, böceklerin eş bulmak için vb. nasıl mücadele ettiği anlatıldıktan sonra, kitap şu şekilde bir özet çıkarır: Varoluş savaşı zor ve acımasızdır; ancak hayatta kalmanın tek yoludur. Bu mücadele, uyumlu olmayan her şeyi ortadan kaldırırken hayatta kalabilecek olanları seçer[…] Bu doğa yasaları değiştirilemez, hayatta kalan canlılar bunu bizzat kanıtlar. Bu yasalar acımasızdır, karşı çıkanları yok eder. Biyoloji bize sadece bitkiler ve hayvanları değil, yaşamımızda izlememiz gereken yasaları da öğretir ve bunlara göre mücadele edip yaşamak için azmimizi kuvvetlendirir. Hayatın anlamı mücadeledir. Bu yasalara karşı gelen her kimse vay onun haline…
Gözlerimizin önünde oluşturulan küresel imparatorluk, herhangi bir devlet ya da etnik grup tarafından yönetilmiyor. Geç Roma İmparatorluğu döneminde olduğu gibi bu imparatorluk çok etnisiteli ve ortak bir kültürle çıkarlar etrafında bir araya gelmiş seçkinler tarafından yönetiliyor. Dünya çapında giderek daha fazla sayıda girişimci, mühendis, uzman, akademisyen, avukat ve yönetici bu imparatorluğa katılmaya çağrılıyor; onlar da kendi ülkelerine ve milletlerine sadık kalmakla bu imparatorluk çağrısına katılmak arasında gidip geliyorlar. Ve giderek daha fazla insan imparatorluğu tercih ediyor.
Bazen tek bir soru cümlesi yorar sizi. Nasılsın ? Nasılım ? Nasıl hissediyorum ? Parçalı bulutlu gibiyim sanki… Bazen güneş açıyor içime Çiçeklendiriyorum her yeri Gülüşlerim can veriyor çevreme Peki parçalı bulutlu hallerim ? Kim parçaladı bulutlarımı Yarım kalan hikayeler mi? Söylenmemiş sözler mi? Sevilmemiş kalpler tutulmamış eller mi?
Tüketicilik akımı da, bize mutlu olmamız için mümkün olduğunca çok mal ve hizmet tüketmemiz gerektiğini söyler. Bir şeyin eksikliğini hissettiğimizde veya bir şey doğru gelmediğinde, muhtemelen yeni bir ürün (araba,yeni kıyafetler, organik gıda) veya bir hizmet (ev temizliği, çift terapisi, yoga dersi) almamız gerekir. Her bir televizyon reklamı, yeni bir ürün ya da hizmet tüketmenin yaşamımızı daha iyi yapacağını anlatan küçük bir efsanedir…