Güneş ayçiçeğin sırtına vuruyor cılız gövdesini yakıyordu. Toprak geceden kalan yağmurun ıslaklıği ile onu biraz rahatlatıyordu,yeni uyanan ayçicekleri güneşe yüzünü dönmüş etrafa göz gezdiriyor hâlâ uyanmamış olanlara sesleniyorlardı. Seslendi ayçiceği bizimkine "Hey sen, kalk artık şu mükemmel güneşe de bak !" Aslında çoktan uyanmış olan ayçiceği sadece güneşi görmek istemiyordu. "Ben böyle iyiyim."dedi ayçiceği cılız ve zar zor duyulan sesiyle -seslenen ayçiceği yakında olmasaydı muhtemelen duyamayacaktı-
"Şu sesine de bak çok zayıfsın, sebebi belli oldu."dedi küçumser bir tavırla.Hiç ses çıkarmadı ayçiçeği, kafasını öne eğmekle yetindi. Bahçıvanın anlattığı masalları dün gece uzun uzun dinlemişti.Ayçiceği bahçıvanı çok severdi küçükken en çok onunla sohbet ederdi. Bütün herkes uyanmadan önce kalkardı ayçiceği bahçivanla konuşabilmek için.Çok isterdi bir kere olsun ayaklanabilsin ve özgürce her yere gidebilsin,bahçıvanı görebilsin,bu yüzden çok kıskanırdı kuşları. Sabahları gökyüzünü seyreder iki kanadını semaya açmış uçanları hayranlıkla izlerdi.Ve geceyi beklerdi gözünü aralayarak ,ne de olsa gece gelecek diye düşünürdü. "Her zaman ki gibi durgunsun"dedi yan tarafından gelen uzak bir ses. Bu sarı ayçiceğiydi -evet,elbette bütün ayçiçekleri sarıydı ancak bu ayçiceğinin parlak güneş sarısı yaprakları vardı-
"Bunu bir iltifat olarak mı kabul etmeliyim?" diye sordu ayçiceği,şimdi gülümsüyordu. "Bence kabul etmelisin. Hava kararıyor ama sen kimseyle konuşmuyorsun, birazdan herkes uyumaya başlar." yaprakları serin rüzgarda sallanıyordu. "Benim için henüz uyuma vakti gelmedi"dedi ayçiceği. "Bu yeni yetmenlerin saçma sapan edindikleri adetlere de bak !" dedi buranın en yaşlısı olan yaşlı ayçiçeği hem gövdesinin ağrımasıyla acı çekiyordu, hem de kararan güneşe son