Hiç öyle beladan filan söz edip beni korkutmaya kalkma. Ben her gittiğim yere beraber götürüyorum belamı. Benimkisi de başka bir çeşit bela işte! Pek ötmüyor ama, uyutmuyor da beni…
İlk günü çok ağladılar. Hele Polyuşka, aman!.. Ama şimdi aralarında anlaşmışlar gibi. Bizim önümüzde hiç analarının sözünü açmıyorlar. Dün gece ama, baktım, Mişatka usul usul ağlıyor. Başını yastığın altına sokmuş, duyulmasın diye… Yanına gittim, ‘Neyin var, canım?’ diye sordum. ‘Gel
koynumda yat istersen,’ dedim. ‘Yok bir şeyim, yok, nine,’ dedi, ‘uykumda ağladım herhalde…’ Sen de konuş çocuklarınla. Acı onlara. Dün sabah aralıkta konuşuyorlardı. Polyuşka, ‘Dönecek bize anamız,’ diyordu. ‘Genç o daha,’ diyordu, ‘gençler ölmezler.’ diyordu. Daha akılları ermiyor ama küçücük yürekleri acıyor işte, büyükler gibi…