Mihail Şolohov

Mihail Şolohov

Yazar
8.8/10
495 Kişi
·
1.532
Okunma
·
191
Beğeni
·
6632
Gösterim
Adı:
Mihail Şolohov
Tam adı:
Mihail Aleksandroviç Şolohov
Unvan:
Sovyet Yazar
Doğum:
Viyesenskaya, Rusya, 24 Mayıs 1905
Ölüm:
Rostov, Rusya, 21 Şubat 1984
Mihail Aleksandroviç Şolohov, 1905'te Don Bölgesi'nde, Viyesenskaya'nın Krujilino köyünde Rusya’da doğar. Annesi bu köyden bir Kazaktır. Babası Orta Rusya'nın Riyazan Bölgesi'nden Don kıyılarına yerleşmiş biridir. Sholohov lisedeyken; I. Dünya Savaşı başlar, bunu 1917 Ekim Devrimi ve iç savaş takip eder. 16 yaşındayken, devrimcilerin yanında savaşa katılır. İç savaş sona erdiğinde, bir süre; hamallık, taşçılık, ilkokul öğretmenliği ve gazetecilik yapar. Yazmaya 17 yaşında başlar. İlk hikâyesi Doğum Lekesi’ni 19 yaşında yazar. 1922 yılında Moskova’ya gider ve gazetecilik yapar. Test adlı makalesi yayımlanır. Fakat geçimi için gazetecilik yeterli değildir. Bu dönemde taş işçisi, rıhtım işçisi ve muhasebeci olarak da çalışır. 1924’de Veşenskaya’ya geri döner ve kendini tamamen yazmaya verir. Aynı yıl Mariya Petrovna Gromoslavskaya ile evlenir. Bu evlilikten iki kız, iki de erkek çocukları olur.

İlk kitabı, 1. Dünya Savaşı ve İç Savaş yıllarındaki Kazakları anlatan Don Hikayeleri, 1926 yılında basılır. Aynı yıl Ve Durgun Akardı Don -Durgun Don diye de bilinir.- adlı romanını yazmaya başlar. Bu romanı yazması 14 yılını alır ve Stalin nişanı ile ödüllendirilir. Bu roman Sovyetler’de zamanın en çok okunan yapıtlarından biri olur ve 1965’de Nobel Edebiyat Ödülü alır. Bitirmesi 28 yılını aldığı Uyandırılmış Toprak adlı romanı ile de 1954 yılında Lenin Nişanı’na layık görülür. Bu roman Yarınların Tohumu (1932) ve Don’da Hasat (1960) olmak üzere 2 kısımdan oluşmaktadır. Bu romanda da kollektivizmin uygulandığı yıllardaki günlük hayatı yansıtır. 1957’de yazdığı kısa hikâyesi İnsanın Kaderi (Sudba çeloveka) film olarak da çekilir.Vatan için dövüştüler‎ isimli eseri bitirilememiştir.

II. Dünya Savaşı boyunca Gerçekler (Pravda) Gazetesinde savaş hakkında yazılar yazmıştır. 1956-1960 yılları arasında toplu eserleri sekiz kitap olarak yayımlanır. Şolohov, Aleksandr Solzhenitsin tarafından Ve Durgun Akardı Don adlı romanında çalıntı yapmakla suçlanmıştır. Delil olarak da eserle yazarın diğer yapıtları arasındaki kalite farkını göstermiştir. Şolohov kendini romanın taslaklarını göstererek ispatlayabilirdi. Ancak tüm taslakların II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından yok edildiğini belirtti. 1984 yılında monograf Geir Kjetsa bilgisayar yardımıyla romanda yapılan incelemelerin sonucunda Ve Durgun Akardı Don adlı romanın Şolohov’un eseri gibi göründüğünü söyledi. Daha sonra da 1987’de de romanla ilgili yazara ait binlerce not, taslak bulundu.

Şolohov 21 Şubat 1984’de, Rostov ilinde hayata gözlerini yumar. Mezarı Don nehri kıyısındaki Veşki köyündedir..

Şolohov 1932’de SSCB Komünist Partisi'ne, 1939’da SSCB Bilimler Akademisi’ne üye oldu ve yine 1939 yılında da Seçkin Sovyet unvanı aldı. 1959’da Sovyet Başkanı Nikita Kuruşkev’e Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri gezisi sırasında eşlik etti. 1961’de SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi'ne seçildi. İki kere Sosyalist Kahramanlık Madalyası ile ödüllendirildi. Sovyet Yazarlar Birliği'nin yardımcı başkanlığını yaptı.

Eserleri
Ve Durgun Akardı Don - Durgun Don
Uyandırılmış Toprak
Don Kıyısında Hasat
Don Öyküleri
Vatan İçin Döğüştüler
Mavi Bozkır
İnsanın Kaderi
Gereksiz yere hayvanları öldürmek günahtır ama, insan mı,... İnsan dediğin ne, murdar yaratık! Yeryüzünün zıkkımı. Zehirli mantardan farksız...
... çok idareli yaşardı. Yalnızca kitap satın alma konusunda kendisini böyle bir sıkıntıya sokmazdı.
Mihail Şolohov
Sayfa 134 - yordam edebiyat
“Hadi yeni bir hükümet kuruldu diyelim, savaşı n’apacaksın? Yine savaşır insanlar. Biz savaşmazsak bizim çocuklarımız savaşır. İnsanoğlu yüzyıllardır savaşıyor. Savaşı nasıl söküp atacaksın yeryüzünden?”
1696 syf.
·12 günde·9/10
İnce Memed Çukurova Efsanesiyse Durgun Don'da Kazakların Efsanesidir

https://m.youtube.com/watch?v=xqZFPKiAGjg
Merhabalar kitabla ilgili incelememe geçmeden önce Tolstoy'un eser hakkındaki yorumuna yer vermek isterim ;
Tolstoy, Ve Durgun Akardı  Don’u şöyle yorumlar: “gerek dili, gerek duygu derinliği bakımından tam anlamıyla Rus işi, tam anlamıyla ulusal, dolayısıyla da tam anlamıyla halkın malıdır. Bu eserde duygular – Gregor’un karısı Natalya’nın sevgisiyle kıskançlığı, Gregor’la Aksinya arasındaki aşk – son derece güçlü bir biçimde verilmiştir. Bu tür duyguları işlemekte sanatçılar büyük güçlük çekerler genellikle. Aşkı, yüzyıllardan beri deha sahibi sanatçılar eserlerinde anlatagelmişlerdir; bu romanda yer alan aşk sahnelerini, böylesine güçlü bir biçimde verebildiğine bakılırsa, Şolohov’un yüreğinin de aynı duyguların taze izlerini taşıyor olması gerekir”demistir.
Kitaba geçecek olursam bazı eserler roman yada hikaye türüne sahip olabilir ama bazı eserler bu sınıflandırmaları aşarak destan niteliği taşıyabilir işte bu seri kitapta bunlardan birisidir.Beni en çok etkileyen kitaplar devletlerin değişim yaşadıkları dönemi anlatan eserler olmuştur.Ve Durgun Akardı Don’u Türkçeye Rusça aslından Durgun Don adıyla çevirenler de oldu. Tektaş Rus edebiyatını yabancı dillerde yayımlayan Sovyetler Birliğinin resmi yayınevinin (Moskova Yabancı Diller Yayınevi), 1948 tarihli  İngilizce basımını çevirmişti. Henry Stevens Rusça’dan  İngilizceye yaptığı çeviride  birinci ve ikinci ciltleri Don’un bir nehir olduğunu “akar” sözcüğünü ekleyerek açıklamak amacıyla “And quiet flows the Don” (Ve sessiz akardı Don) adıyla çevirmişti. Üçüncü ve dördüncü ciltlerse The Don flows home to the sea” (Don nehri vatanı olan denize akar) adıyla yayımlanmıştı.Kitap uzun olduğundan şehirler, karakter isimleri karıştırıp unutabiliyorsunuz.Kitabın odak noktası olan Kazak Köyü aslında yazarın doğduğu köydür.Kitabın ilk cildinde 1.dünya savaşı öncesini ve 1917 Ekim devrimiyle neler yaşandığını, ülkede rejimin değişmesiyle kazak halkının nasıl mücadele ettiğini ve hükümetin yaptığı politika sonuçlarında neler olduğu ele alınmaktadır.İkinci cildinde ise 1.dünya savaşının başlaması ve çarlığın yıkılmasıyla iç savaşta insanların başına gelenlere yer verilmiştir.3.cildinde ise aslında yıkıcı olanın dünya savaşı değil iç savaşın olduğunu gözler önüne sermektedir.Savaşın ne kadar zalimleşebileceğini ve yakıcı olabileceğini okura hissettiriyor.Serinin son cildinde ise iç savaşın sonucunda köyde değişen düzen ve yıkımları ele alıyor.
Yazar bu eseri sayesinde 1965 yılında Nobel Edebiyat ödülüne layık görülmüştür.Kitabın filmi de çekilmiştir okuduktan sonra filmini de izleyebilirsiniz
Tarihe ilgi duyan tüm kitapseverlerin okuması gereken bir eserdir diye düşünüyorum tavsiye ederim :)
512 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
#spoiler#
Hangi birini yazayım şimdi a dostlar..öyle hadi bakalım inceledim sizin için diye yazılacak kitaplar değil ki bunlar ..insanı adım adım köylerin, tarlaların,evlerin ,insanların içinde gezdiren yazarları, hikayeleri,nasıl anlatayım? Karakter şu idi ..anası TÜRK 'tü öldürdüler, babası topaldı çocuklarını simartmazdı mı diyeyim ?..yan bahçede komşunun karısına göz dikti Grisa ne it oğluydu mu diyeyim? Unuturum diye evlendide ,yaktı ömrünü. .Natalyayıda ne hallere koydu ...
Kız kendi boğazını orakla kestide ölmedi mi diyeyim ?? Kazak türküleri dağlarda yankılar yaparken ,harmanı hasatı bir an önce kaldıralım derken "savaşşş" diye nağralar atan ....atını köyden köye sürerken hayvanın sırtından köpükler çıkartan ulakları ne edelim?...
öldü dediler yaslara girdim Grisa ..
Ölmedim diye mektubun geldi şapşal şapsaĺ gülümsedim :) ve bunu otobüste yaptım :)
ama son bir darbe vardi ya.. iste onu hazmedemedim de kitabı elimden fırlatıp attım. ..yanimda oturan emekli öğretmen Ayfer hocama anlattım böyleyken böyle oldu diye ...doğru dürüst oku şu kitaplarını dedi :) senin yüzünden hop oturup hop kalkıyoruz :) olmaz ki canım, böyle de kitap okunmaz ki tövbe tövbeeee...:)

Soolohov efendim yazmış ..
tanismadı -iseniz beyninizdeki gerçekçi öykü -roman kütüphaneniz hep eksik kalır. .benden söylemesi. .şimdi benim önümde 3 ciltlik merak dolu bir serüven var ..bir de Don nehrinde buzlar kırılırken çıkan seslerin uğultusu...

savaşsız, saf sevgiyle kalın...iyi geceler
389 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Eskiler ne güzel söylemiş; “ya bu deveyi güdeceğiz, ya bu diyardan gideceğiz.” Biz ne deveyi güdebildik, ne bu diyardan gidebildik, kafamız yıldızlarda içine saplandığımız çamurun içinde battıkça battık...

Dünya üzerinde en çok yıkıma sebep olan olaylardan biri şüphesiz 1. Dünya savaşı, gerek Hollywood yapımları olsun, gerek görsel basın, yayın olsun en çok aşina olduğumuz konulardan biri de aynı zamanda. Peki, sanki hep bir film karesiymiş gibi gelen bu savaşı olanca dehşetiyle yaşamış ve kaleme almış birinden dinlemeye ne dersiniz.

Şolohov şüphesiz Rus edebiyatının en güçlü isimlerinden biri, hakkında pek bi bilgim olmasa da Durgun Don serisinin ilk kitabını okuduktan sonra bunu daha iyi idrak ettim. İnsana içinde bulunduğu anı unutturan bir dili var kitabın, günlerdir çarlık Rusya’sında yaşıyormuş gibi hissediyorum. Oya gibi ince ince işlenmiş, çoğu kez gerçekle, hayalin birbirine karıştığı, içinde aslında bir çok tarihi olayı da barındıran muazzam bir dönem kitabı.

Kitabın 1.Cildi serinin bir girizgahı niteliğindeydi. Kazak’ların yaşayış biçimi, farklı etnik kökenli halkların bir arada oluşturduğu olumlu ve olumsuz ilişkiler, halkın gözünde Çar’ın nasıl ilahlaştırıldığı, yüzyıllardan beri süregelen Kazak-Rus yaşayış biçiminin yavaş yavaş son demlerini yaşayıp, sarsıntının 1. Dünya savaşıyla daha fazla hissedilip, Ekim Devrimine giden yolun kendini hissettirişi, Rusya’da sosyalist fikirlerin yavaş yavaş halk tabanına nasıl yayıldığı işleniyor. Savaşı anlattığı bölümlerde ismi geçen bir çok askeri karakter gerçek kişilerden oluşuyor, okurken karakterleri merak edenler olursa Google’layabilirler.

Henüz ilk cildi okudum ama epey süredir böylesine güzel bir klasik eser okumamıştım, belki diğer ciltler için de bişeyler karalarım. Savaşın çarpıcılığı yazarın anlatımının güçlülüğüyle birlikte gerçekten okunmaya değer bir eser ortaya çıkarmış. Diğer ciltler için sabırsızım :) incelememi okuduğunuz için teşekkür ederim.
151 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
"BİRAZ DA SEN AĞLA"

Her şeyden önce, savaşlarla ilgili kitapların kıymetini daha iyi anlamama vesile olan Ebru Ince ablaya bir selam.

Bugün 10 Kasım, ömrünün büyük kısmı vatan müdafaası için cephelerde geçmiş Atatürk ve milletimizin gazi ve şehitlerini rahmet ve minnetle anıyorum. Klasik bir cümle ama bizim ihtiyacımız hiç bitmeyecek klasik olana..

Savaş.. Soğuk bir kelime.. İnsanlar her savaşta biraz daha acımasızlaştı. Şolohov, 2. Dünya Savaşından kesitleri hikayeleştirmiş bu kitabında, çok sevdim yazarı ve anlatım tarzını. 5 kısa hikaye var kitapta, biraz anı, biraz kurmaca diye düşünüyorum, yaşanmış veya yaşanmış olması muhtemel gerçekçi insan hikayeleri..

Kitaba ismini veren , Yaşam Bu Mu hikayesini ağlaya ağlaya okudum ve utanmıyorum bunun için. Ağlayamazsak halimiz nice olur bilmiyorum..

Bu kanlı ve zalim savaşın kurbanlarından sadece bir tanesi olan genç bir adamın hikayesi, bir Rus gencinin. Çoluk çocuğunu evde bırakıp mecburen cepheye giden, sonra Almanlara esir düşen, bir şekilde kurtulan ama artık hayatını ruhen kaybetmiş bir adam..

Alıntılar paylaşmak istiyorum.

Bakınız #36264694

Kahramanımızı ve yanındaki birkaç askeri yakalayıp esir alırlar, bir kiliseye kapatırlar. İçlerinden birinin beni okurken mahfeden çaresizliğini aktarıyorum,

"Yapamam. Allahın evini kirletemem. Ben insanım, iyi bir Hristiyanım, arkadaşlar söyleyin ben ne yapayım? Askerleri bilirsin, içlerinden biri gülüyor,diğerleri onu azarlıyor,başkaları da derdinden kurtulması için ona çeşitli öğütler veriyordu. O gece bu manyakla çok alay ettik, fakat işin sonu güzel olmadı, zavallı kendini tutamadı, kapıya vurmaya tekmelemeye başladı,çıkmak istiyordu. Çok ısrar ettiği için cevabını da aldı. Bir faşist kapının öte tarafından yaylım ateşi açtı, dini bütün çocuk hemen öldü. Onunla birlikte üç kişi daha. Bir kişi de ağır yaralandı, sabaha karşı o da öldü."

Asker olmadan önce , muhtemelen her pazar gittiğine benzer bir kilisede, en insani tuvalet ihtiyacını karşılayamadığı için ölüme giden bir adam. Şehitlik diye bir şey varsa bu olsa gerek, bunun dini, dili, ırkı olur mu?

Biraz daha alıntı,

Bakınız #36264752

Sonra bütün bunlarla kalmaz bir de mektup alır memleketinden,

" Bir mektup aldım komşumuzdan.Almanların uçak fabrikasını bombaladıklarını, bu sırada bir bombanın doğrudan doğruya bizim evin üstüne düştüğünü, bomba düştüğü gün,İrina ve çocukların o sırada evde bulunduklarını ve sonra onlardan ufak bir parça bile bulunmadığını yazıyordu. Bu mektubu sonuna kadar okuyamadım. Bu haber bana taş gibi çarpmıştı, gözlerim karardı, kalbim göğsümün içinde büzüldü sıkıştı top gibi bir şey oldu ve bir daha da açılmadı."

"Bütün sevdiklerimi her gece rüyamda görüyorum.Her zaman şöyle görüyorum : Ben tel örgüler arkasındayım, onlar öte tarafta, İrina ile çocuklarla şundan bundan konuşuyorum fakat tel örgüleri biraz açıp onların yanına gitmek istediğim zaman kayboluyorlar. Tuhaf olan şurası ki gündüzleri her şeye iyi tahammül ediyorum, ne iç çekiyorum ne ah ediyorum ama gece uyandığım zamanlar yastığımın gözyaşından sırsıklam olduğunu görüyorum."

Sonra, kendisi gibi bütün yakınlarını kaybetmiş bir çocuğa rastlar bu adam, yanına alır ve evladı sayar onu. Ne acılar çekilmiş ve neler yaşanmış neler..

Diğer 4 öykü de, Yabancı Kan, Aile Babası, Mişka ve Bostan Bekçisi. Hepsi de yine savaş odaklı.

Yazarın herhangi bir kitabını okumanızı tavsiye ederim, ihmal edilmiş ve çok az okunmuş, ben okumaya devam edeceğim savaşları anlatan kitapları. İnsan olduğumuzu hatırlamak için ihtiyacımız var çünkü bu kitapları okumaya..
208 syf.
·37 günde·Beğendi·10/10
SOLOHOV : RUS TOPRAKLARINDA KOCA YÜREKLİ BİR DAYI

Yaşam Bu mu? kitabından sonra okuduğum 2. kitabı yazarın. Yine birkaç kısa hikaye , anlatı. 14 hikaye ve 6 savaş röportajı. Solohov hem iyi bir hikayeci hem de iyi bir gazeteci ve bir savaş tanığı.

Savaş,sefalet,garibanlık,yoksulluk,çilekeşlik,soğuk,sevgi(sizlik),
askerlik,çocuklar,kadınlar,adamlar,kısaca dertli ve bitimsiz dev Rus toprakları..

Hüzünle dolu olsa da kitap, yazarın yer yer neşeli üslubu da söz konusu, zaten başka türlü akıl sağlığını koruması zor görünüyor. Konu savaşlar olduğunda insanların ne kadar "yarınsız" ve karamsar olduklarını tahmin edebiliriz..

Bir neşeli alıntı, daha fazlası yok ama idare edin bununla :) #37554128

Bu kadar güldüğümüz yeter mi bakın, #39452408

Benim suçum yok, adam anlatmış işte her türlü gerçeği, duyguyu. Onun da suçu yok aslında, bir yüzyıl önceki dedeleri büyük yazarlar da anlatmadı mı benzer şeyleri.. Kim suçlu peki, kimsenin suçu yok belki de..

"Uçup giden kargalar mermi çeliği renginde yeni tüylere bürünmüşler."

Adamın zihni ne kadar savaşla örülü farkında mısınız? Karganın tüyünü de mermiyle anlatıyor..

Tek tek hikayelerin hepsinden bahsetmesek de olur. Hepsinin ayrı bir tadı var, bir tanesi çok ilgimi çekti, "Nefretin Bilimi" isimli hikaye, burada savaşın insanlarla birlikte doğaya ve özellikle de ağaçlara neler ettiğini anlatmış yazar.

"Savaşta ağaçların da insanlar gibi bir alınyazıları vardır."

"Yaralanmış çam gövdelerinin altında ölü Alman erleri yatıyordu.Paramparça olmuş gövdeleri yeşil eğretiotlarının içinde çürüyor, top mermilerinin çenttiği çamların reçineli kokusu dağılan cesetlerin boğucu,yağlı,keskin kokusunu bastıramıyordu."

"Ama çam ağacı top mermisi isabetiyle biçilmiş gibi düşer ve orada sadece iğneli,reçine kusan bir ağaç tepeciği kalırken meşenin ölümle karşılaşması başka türlü oluyor."

...........

Ve kitabın en can alıcı yeri, son birkaç sayfadaki savaşa tanıklık ettiği kısım,savaş ne kötü şey ki içinde ölmek ve öldürmekten başka kötülükler de barındırıyor.
Can korkusu,soğuk,açlık,susuzluk,umutsuzluk,yalnızlık,hastalık,
çaresizlik,düşüncesizlik,beyin yıkamalar,hırs,cehalet insana neler yaptırıyor..

6 kısa ama yoğun anlatı, 1941 senesinden ; alıntısız nasıl anlatılabilir, yazar o kadar sahici anlatıyor ki ne denebilir..

DON'DA

"İki duygu yaşıyor Don Kazaklarının yüreğinde : Yurt sevgisi ve faşist işgalcilere karşı nefret.Sevgi sonsuzluğa dek yaşayacak, nefret de,bırakalım,düşmanlar tümüyle darmadağın olana dek yaşasın. Bu nefreti ve halk öfkesinin o soğuk coşkunluğunu uyandıranın hali yaman olacak."

KAZAK KOLHOZLARINDA

Bakınız burada kadınların gücüne dikkat edin, savaşan bütün halklarda ne kadar güçlü ve cesur kadınlar var, tıpkı bizim Kurtuluş savaşımız gibi, Anadolu kadını gibi,

"-Cepheye gitmen gerekirse yerine geçecek birini yetiştirdin
mi?
-Elbette.
-Kim?
-Karım.
-Gerçekten yerini tutabilecek mi?
Güneşten ve tozdan esmerleşmiş Zelenkov gülümsüyor.Biçerin dümeninde çalışan genç bir kadın korkuluktan sarkıyor,
-Ben Zelenkovun karısıyım. Geçici olarak dümencilik yapıyorum,geçen yıl biçerci olarak çalıştım ve kocamdan fazla kazandım.
Karısının sözlerinin Zelenkovun hoşuna gitmediği apaçık belli, konuşma üstünlüğünü ele alıyor.
-Zorunluluk olursa yerimi tutabilir,diyor isteksizce,ama bizim düşüncemiz başka, birlikte cepheye gitmek istiyoruz.
Ama Marina Zelenkova da son sözü başkasına bırakacaklardan değil anlaşılan, kocasının sözünü kesiyor,
-Çocuğumuz yok,rahatça savaşabiliriz.Tankı da kocamdan kötü sürmem, merak etmeyin !

SMOLENSKİY'E DOĞRU

"Çiğnenmiş,tüyleri sanki sıkıntı verici bir biçimde dikleşmiş çavdarlar,kül edilmiş köyler,Alman bomba ve top mermileriyle yıkılmış kiliseler ve her yerde insafsız,hiçbir şeyin haklı çıkaramayacağı bir yıkımın korkunç izleri.Yürekli birliklerimizin karşı vuruşlarıyla sıkıştırılan Almanlar, yabancı toprak ve anlamsız yıkıntı meraklıları,izledikleri yol boyunca etrafı aceleyle çevrelenmiş,üstüne öldürülmüş Hitlerci askerlerin miğferleri giydirilmiş haçlı mezar tepecikleri bırakarak çekilmişler."

CEPHE YOLUNDA

"Altın rengi yaprakları sakin sakin parlayan,mucizeyle sağ kalmış tek bir ayçiçeğinin yangın yerinin hüzünlü fonunda inanılmaz,incitici bir görünüşü var.Yanmış bir evin temeli yakınında,çiğnenmiş patates yaprakları arasında duruyor ayçiçeği. Yaprakları yangın alevinden hafifçe kararmış, gövdesine tuğla kırıntıları serpilmiş ama yaşıyor ! Genel bir yıkımın,ölümün ortasında inatla yaşıyor ve doğanın bu mezarlıkta yarattığı biricik şeyin rüzgardan hafif hafif sallanan bu ayçiçeği olduğunu sanıyor insan."

İLK BULUŞMA

"Almanlar ağır toplarla ateş ediyorlar,dedi. Buraya geldiğimiz yolu dövüyorlar. Her gece taciz ateşi açarlar. Patlamalara boş verip uyumanızı salık veririm. Alışmak gerek buna. Almanlar düzenli millettir. Tam on beş dakika atıp susacak,bir saat sonra yeniden eğlendirmeye başlayacaklar bizi."

SAVAŞ TUTSAKLARI

"Adı Onbaşı Fritz Bergmann.
Hitlerci propagandanın umutsuz biçimde baştan çıkardığı bu genç namussuz öldürmekten yorulmamış. Öldürmenin tadını daha yeni almış,başkalarının kanını doya doya koklamaya fırsat bulamadan esir düştü. Ve şimdi sonsuzluğa dek zararsız duruma getirilmiş olarak önümüze oturup kıstırılmış,kana susamış bir kokarcanın gözleriyle bakıyor ve bize olan nefreti burun deliklerinden tütüyor."

Başka bir tutsak asker ama vicdanlısından,

"Ordumuzun yaptığı yıkıntıları,terkedilmiş tarlaları,doğuya gelirken yaptığımız her şeyi bol bol gördüm iki aylık savaş süresince. Uykumu yitirdim,boğazımdan lokma geçmiyor. Aşağı yukarı bütün Avrupayı aynı şekilde yakıp yıktığımızı ve Almanyanın bütün bunların hesabını korkunç bir şekilde ödemesi gerekeceğini biliyorum. Yalnız bu Hitler denen köpeğin değil,bütün Alman halkının hesap vermesi gerekecek.Anlıyor musunuz beni?

Yüzünü öte yana çevirip uzun süre susuyor.Eh fena bir düşünce değil.Çok ağır bir sorumluluğun ve kaçınılmaz hesap gününün bilinci Alman askerlerine ne denli çabuk erişirse, demokrasinin kudurmuş nazizm üstündeki zaferi de o denli yakın olacaktır."
270 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Şolohova karşı cephe..
.. olsa olsa Remargue'dir. .
#SPOİLER
1941/1942 ikinci dünya savaşı ..
Volga kıyısında Don nehrine Almanlar ilerliyor hedef STALINGRAD! !
38.Rus taburu geri çekilmek zorunda ..
Zorunda olmak fiilinden o kadar rahatsızlar ki sürekli komutanlarına gidip "ben geri çeklimem"!! konuşmaları yapıyorlar ama durum vahim yeniden toparlanarak takviye alarak başka bir cepheye gitmeleri gerektiğini algılama zorluğu çekiyorlar ..kala kala 27 kişi olduklarının farkına varamıyorlar..
Hikayenin özü bu fakat anlatım :)
Işte o dünyanın en samimi ifadelerini içeriyor ..
Çok gülen biri gibi gözüksemde edebi güldürmek çok zordur beni ..ya çok zeki olacak ya çok içten bir saflığı barındıracak benden geçmek için ..
Solohov ikisini de yapabiliyor
Asker sohbetlerini Remargue den bir tık daha safdille yansıtıyor bize inanılmaz samimi ve inanılmaz kelimelerle
Ilk sohbetlerde karşıma çıkan Anastasia Filipovna üzerinden bir roman yazsa seve seve okurum "bakır tavalı" romanlar kraliçesi :) civcivli mektuplar yazarı :) "minicigim " :)
Savaşın acı şarabını bize gülümseyerek sunan bir yazar Şolohov ..
Kahramanlarını birebir tanışmışız gibi cigerimize yakın koyar ..
Lopakin ,Nikola.. ismini zor telaffuz ettiğim Zvighintsev birden evin içinde dolaşmaya başlamış gibi hissedersiniz :)) iki tavuk haşlasam da şu adamların bir karnını doyursam gibi düşünceler peydahlanır beyninizde :))
Onların üzerine junker 87 den bombalar yağarken __hey gidi maskaralar sözleri sizi gülümseten bir sahneye dönüşür ama merak edersiniz "var mı postu deldiren!!!!" :))
Siperlerinin uzerinden panzerler gecerken
Lopakin tankı vurdu !!! Diye sevinirsiniz :)
Sacha !! Savaşta mısın yoksa tiyatroda mı? Neden ateş etmedin pis herif :) diye söylenirsin ...

Yüzme bilmeden dereden geçer ,yüzbaşının cenazesini iki bombardıman arasında düzenler çaktırmadan göz yaşını silersin ..
"Gözyaşına bulanmış hüzünlü bir gülümseyiş yayıldı dudaklarına. .
.. ayrılık anındaki bir kadının gülümseyiş gibi bir şey di bu ...
Bu kelimeler Solohovun nasıl bir kaleme sahip olduğunu anlatır size ..
Ha bir de " geçmişi kınalılar" gibi gün yüzü görmemiş kelimeleri vardır :))

O kitaplarında savaş ve doğayı bir araya getirir her zaman mutlaka tarlalar ,çiçekler kuşlardan bahseder savaşın doğaya bitmek bilmez ve ödenemez borcu olduğunu hatırlatır okuyucuya ..
Yanmış bir tarladan ölmüş bir insan kadar vefa ile söz eder ..ölen askeri yüzündeki çiçek yaprakları ile taçlandırır ..ölüme güzellik katar doğa belkide bir nebze ..

Solohov kelimeleriyle
__ daha ne olsun be!! Ölüsü kandilli! !! bir savaş romanı : )))
Sıcacık samimi içten duygusal ama bir o kadar neşeli satırlar okumak isterseniz :)
Vatan için dövüştüler ..buyurun okuyun :)
Benden tam tavsiyelidir ..
Bünyeye iyi gelir hele ki sahte dünyada gerçek bir hikaye okumak istiyorsanız

Dip not ..
"Doğuya doğru çekilirken gözümüz daima batıdaydı ..Şimdi de bakmaya devam edeceğiz oraya ..
Son Alman neferi tekmelerimizle topraklarımızdan defolup gidinceye kadar çarpışacağız !!!
Hurraaaa !!!!!!
522 syf.
Şeker Portakalı'ndan sonra ilk kez bir kitabı okurken gözyaşlarıma da kahkahalarıma da engel olamadım. Onca zaman kitaplığımın bir köşesinde sessiz sessiz okunacağı ve yüreğime oturacağı günü beklemiş meğer.

"Neden bu kadar az bilinir kaldığını anlayamadığım müthiş kalem."

Mihail Şolohov; tırtılın kozasını örmesi gibi ilmek ilmek işlemiş Kazakların yaşamını. Bir yazar düşünün hayatı ayna tutar gibi gösterebilmiş.

Kazakları, bozkırları, birinci dünya savaşının ilk yıllarını, Don bölgesini öyle betimleyici kelimelerle anlatmış ki hepsinin manzaralarını görür gibi oldum tüm kitap boyunca.
Bu gerçekçilik, bu tarafsızlık öyle baskın ki, kitaba başlarken yaşadığım huzursuzluk kitabın ortalarına geldiğinde gözyaşlarına dönüştü. Toplumu, toplumun yapısını, özellikle kadınların cinsel obje olarak görülmesinin ötesine geçemediğini can sıkıntısıyla okuyorum. Beni bu denli tesiri altına alabilen bir kitap..

Kahramanlarını gerçek hayattan damıtmış, sabırla inatla peşlerine düşmüş sanırsınız. Her yüzden yeni bir öykü yazmış. Tüm bu kahramanların korkularını, aşklarını, cesaretlerini öyle gerçekçi bir üslupla dile getiriyor ki, kitaba başladıktan bir süre sonra suç işlemiş gibi yazara yakalanıyoruz bir anda. Çünkü içten içe yaşadığımız ve dile getiremediğimiz o karmaşık duyguların, tarafsız ve tüm çıplaklığı ile anlatıldığını görüyoruz. Dünyanın farklı yerinde ki bu insanlara karşı tuhaf bir "bizdenlik" duygusu yaşıyoruz sonra. Bu yüzden kahramanımın; aşkının, tekinsizliğinin, korkularının ağırlığını taşıyorum üzerimde. Aşkın da, korkunun da, yalnızlığın da evrensel olduğunu hissediyoruz birdenbire.

Onca okuduklarımdan sonra gelip Mihail Şolohov'da nefesleniyor olmanın keyfini yaşıyorum..
470 syf.
Durgun Don 20. yüzyıl Rus edebiyatına damgasını vuran muhteşem bir epik roman.
Şolohov toplumsal gerçekçilik alaninda da önemli bir isim, o yüzden kitabı her klasik eser sevene ve Rus edebiyatı sevene önerebilirim.

Boşuna dememişler Rus edebiyatının Yaşar Kemal'i diye.. Şolohov da tıpkı Yaşar Kemal gibi o köyde yaşıyormuşum, konuşmalarına tanık oluyormuşum gibi hissettirdi.. Hem kurgu hem anlatım sizi hikayenin içine çekiyor.

Doğa tasvirleri, köy yaşamı, aile ilişkileri savaş sahneleri, savaş psikolojisi, yaralı askerlerin durumu gerçekçi dille anlatılmış, çok severek okudum. Önümde okunmayı bekleyen 3 cilt daha olması beni mutlu ediyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mihail Şolohov
Tam adı:
Mihail Aleksandroviç Şolohov
Unvan:
Sovyet Yazar
Doğum:
Viyesenskaya, Rusya, 24 Mayıs 1905
Ölüm:
Rostov, Rusya, 21 Şubat 1984
Mihail Aleksandroviç Şolohov, 1905'te Don Bölgesi'nde, Viyesenskaya'nın Krujilino köyünde Rusya’da doğar. Annesi bu köyden bir Kazaktır. Babası Orta Rusya'nın Riyazan Bölgesi'nden Don kıyılarına yerleşmiş biridir. Sholohov lisedeyken; I. Dünya Savaşı başlar, bunu 1917 Ekim Devrimi ve iç savaş takip eder. 16 yaşındayken, devrimcilerin yanında savaşa katılır. İç savaş sona erdiğinde, bir süre; hamallık, taşçılık, ilkokul öğretmenliği ve gazetecilik yapar. Yazmaya 17 yaşında başlar. İlk hikâyesi Doğum Lekesi’ni 19 yaşında yazar. 1922 yılında Moskova’ya gider ve gazetecilik yapar. Test adlı makalesi yayımlanır. Fakat geçimi için gazetecilik yeterli değildir. Bu dönemde taş işçisi, rıhtım işçisi ve muhasebeci olarak da çalışır. 1924’de Veşenskaya’ya geri döner ve kendini tamamen yazmaya verir. Aynı yıl Mariya Petrovna Gromoslavskaya ile evlenir. Bu evlilikten iki kız, iki de erkek çocukları olur.

İlk kitabı, 1. Dünya Savaşı ve İç Savaş yıllarındaki Kazakları anlatan Don Hikayeleri, 1926 yılında basılır. Aynı yıl Ve Durgun Akardı Don -Durgun Don diye de bilinir.- adlı romanını yazmaya başlar. Bu romanı yazması 14 yılını alır ve Stalin nişanı ile ödüllendirilir. Bu roman Sovyetler’de zamanın en çok okunan yapıtlarından biri olur ve 1965’de Nobel Edebiyat Ödülü alır. Bitirmesi 28 yılını aldığı Uyandırılmış Toprak adlı romanı ile de 1954 yılında Lenin Nişanı’na layık görülür. Bu roman Yarınların Tohumu (1932) ve Don’da Hasat (1960) olmak üzere 2 kısımdan oluşmaktadır. Bu romanda da kollektivizmin uygulandığı yıllardaki günlük hayatı yansıtır. 1957’de yazdığı kısa hikâyesi İnsanın Kaderi (Sudba çeloveka) film olarak da çekilir.Vatan için dövüştüler‎ isimli eseri bitirilememiştir.

II. Dünya Savaşı boyunca Gerçekler (Pravda) Gazetesinde savaş hakkında yazılar yazmıştır. 1956-1960 yılları arasında toplu eserleri sekiz kitap olarak yayımlanır. Şolohov, Aleksandr Solzhenitsin tarafından Ve Durgun Akardı Don adlı romanında çalıntı yapmakla suçlanmıştır. Delil olarak da eserle yazarın diğer yapıtları arasındaki kalite farkını göstermiştir. Şolohov kendini romanın taslaklarını göstererek ispatlayabilirdi. Ancak tüm taslakların II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından yok edildiğini belirtti. 1984 yılında monograf Geir Kjetsa bilgisayar yardımıyla romanda yapılan incelemelerin sonucunda Ve Durgun Akardı Don adlı romanın Şolohov’un eseri gibi göründüğünü söyledi. Daha sonra da 1987’de de romanla ilgili yazara ait binlerce not, taslak bulundu.

Şolohov 21 Şubat 1984’de, Rostov ilinde hayata gözlerini yumar. Mezarı Don nehri kıyısındaki Veşki köyündedir..

Şolohov 1932’de SSCB Komünist Partisi'ne, 1939’da SSCB Bilimler Akademisi’ne üye oldu ve yine 1939 yılında da Seçkin Sovyet unvanı aldı. 1959’da Sovyet Başkanı Nikita Kuruşkev’e Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri gezisi sırasında eşlik etti. 1961’de SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi'ne seçildi. İki kere Sosyalist Kahramanlık Madalyası ile ödüllendirildi. Sovyet Yazarlar Birliği'nin yardımcı başkanlığını yaptı.

Eserleri
Ve Durgun Akardı Don - Durgun Don
Uyandırılmış Toprak
Don Kıyısında Hasat
Don Öyküleri
Vatan İçin Döğüştüler
Mavi Bozkır
İnsanın Kaderi

Yazar istatistikleri

  • 191 okur beğendi.
  • 1.532 okur okudu.
  • 49 okur okuyor.
  • 1.499 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları