Mihail Şolohov

Mihail Şolohov

Yazar
8.7/10
172 Kişi
·
529
Okunma
·
68
Beğeni
·
3.900
Gösterim
Adı:
Mihail Şolohov
Tam adı:
Mihail Aleksandroviç Şolohov
Unvan:
Sovyet Yazar
Doğum:
Viyesenskaya, Rusya, 24 Mayıs 1905
Ölüm:
Rostov, Rusya, 21 Şubat 1984
Mihail Aleksandroviç Şolohov, 1905'te Don Bölgesi'nde, Viyesenskaya'nın Krujilino köyünde Rusya’da doğar. Annesi bu köyden bir Kazaktır. Babası Orta Rusya'nın Riyazan Bölgesi'nden Don kıyılarına yerleşmiş biridir. Sholohov lisedeyken; I. Dünya Savaşı başlar, bunu 1917 Ekim Devrimi ve iç savaş takip eder. 16 yaşındayken, devrimcilerin yanında savaşa katılır. İç savaş sona erdiğinde, bir süre; hamallık, taşçılık, ilkokul öğretmenliği ve gazetecilik yapar. Yazmaya 17 yaşında başlar. İlk hikâyesi Doğum Lekesi’ni 19 yaşında yazar. 1922 yılında Moskova’ya gider ve gazetecilik yapar. Test adlı makalesi yayımlanır. Fakat geçimi için gazetecilik yeterli değildir. Bu dönemde taş işçisi, rıhtım işçisi ve muhasebeci olarak da çalışır. 1924’de Veşenskaya’ya geri döner ve kendini tamamen yazmaya verir. Aynı yıl Mariya Petrovna Gromoslavskaya ile evlenir. Bu evlilikten iki kız, iki de erkek çocukları olur.

İlk kitabı, 1. Dünya Savaşı ve İç Savaş yıllarındaki Kazakları anlatan Don Hikayeleri, 1926 yılında basılır. Aynı yıl Ve Durgun Akardı Don -Durgun Don diye de bilinir.- adlı romanını yazmaya başlar. Bu romanı yazması 14 yılını alır ve Stalin nişanı ile ödüllendirilir. Bu roman Sovyetler’de zamanın en çok okunan yapıtlarından biri olur ve 1965’de Nobel Edebiyat Ödülü alır. Bitirmesi 28 yılını aldığı Uyandırılmış Toprak adlı romanı ile de 1954 yılında Lenin Nişanı’na layık görülür. Bu roman Yarınların Tohumu (1932) ve Don’da Hasat (1960) olmak üzere 2 kısımdan oluşmaktadır. Bu romanda da kollektivizmin uygulandığı yıllardaki günlük hayatı yansıtır. 1957’de yazdığı kısa hikâyesi İnsanın Kaderi (Sudba çeloveka) film olarak da çekilir.Vatan için dövüştüler‎ isimli eseri bitirilememiştir.

II. Dünya Savaşı boyunca Gerçekler (Pravda) Gazetesinde savaş hakkında yazılar yazmıştır. 1956-1960 yılları arasında toplu eserleri sekiz kitap olarak yayımlanır. Şolohov, Aleksandr Solzhenitsin tarafından Ve Durgun Akardı Don adlı romanında çalıntı yapmakla suçlanmıştır. Delil olarak da eserle yazarın diğer yapıtları arasındaki kalite farkını göstermiştir. Şolohov kendini romanın taslaklarını göstererek ispatlayabilirdi. Ancak tüm taslakların II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından yok edildiğini belirtti. 1984 yılında monograf Geir Kjetsa bilgisayar yardımıyla romanda yapılan incelemelerin sonucunda Ve Durgun Akardı Don adlı romanın Şolohov’un eseri gibi göründüğünü söyledi. Daha sonra da 1987’de de romanla ilgili yazara ait binlerce not, taslak bulundu.

Şolohov 21 Şubat 1984’de, Rostov ilinde hayata gözlerini yumar. Mezarı Don nehri kıyısındaki Veşki köyündedir..

Şolohov 1932’de SSCB Komünist Partisi'ne, 1939’da SSCB Bilimler Akademisi’ne üye oldu ve yine 1939 yılında da Seçkin Sovyet unvanı aldı. 1959’da Sovyet Başkanı Nikita Kuruşkev’e Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri gezisi sırasında eşlik etti. 1961’de SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi'ne seçildi. İki kere Sosyalist Kahramanlık Madalyası ile ödüllendirildi. Sovyet Yazarlar Birliği'nin yardımcı başkanlığını yaptı.

Eserleri
Ve Durgun Akardı Don - Durgun Don
Uyandırılmış Toprak
Don Kıyısında Hasat
Don Öyküleri
Vatan İçin Döğüştüler
Mavi Bozkır
İnsanın Kaderi
Tuhaf bir insansın sen ...
Ay'a benziyorsun : bir erkeği ne üşütürsün, ne ısıtırsın....Seni sevmiyorum .
Mihail Şolohov
Sayfa 193 - Altın kitaplar 1967/Moskova baskısı nüshasından
"Bizleri ,insanoğullarını birbirimize karşı çıkardılar ; kurt sürülerinden beter.Ne yana baksan nefret .Bazen kendi kendime ,acaba bir insanı ısırsam kudurur mu? , diye sorduğum oluyor. ..
Mihail Şolohov
Sayfa 397 - Altın kitaplar 1967/Moskova baskısı nüshasından
Hayatta kendinden esirgeyemediği tek bir şey vardı: Kitap.

İş kitap satın almaya geldi mi akan sular dururdu. Severdi okumayı.
#spoiler#
Hangi birini yazayım şimdi a dostlar..öyle hadi bakalım inceledim sizin için diye yazılacak kitaplar değil ki bunlar ..insanı adım adım köylerin, tarlaların,evlerin ,insanların içinde gezdiren yazarları, hikayeleri,nasıl anlatayım? Karakter şu idi ..anası TÜRK 'tü öldürdüler, babası topaldı çocuklarını simartmazdı mı diyeyim ?..yan bahçede komşunun karısına göz dikti Grisa ne it oğluydu mu diyeyim? Unuturum diye evlendide ,yaktı ömrünü. .Natalyayıda ne hallere koydu ...
Kız kendi boğazını orakla kestide ölmedi mi diyeyim ?? Kazak türküleri dağlarda yankılar yaparken ,harmanı hasatı bir an önce kaldıralım derken "savaşşş" diye nağralar atan ....atını köyden köye sürerken hayvanın sırtından köpükler çıkartan ulakları ne edelim?...
öldü dediler yaslara girdim Grisa ..
Ölmedim diye mektubun geldi şapşal şapsaĺ gülümsedim :) ve bunu otobüste yaptım :)
ama son bir darbe vardi ya.. iste onu hazmedemedim de kitabı elimden fırlatıp attım. ..yanimda oturan emekli öğretmen Ayfer hocama anlattım böyleyken böyle oldu diye ...doğru dürüst oku şu kitaplarını dedi :) senin yüzünden hop oturup hop kalkıyoruz :) olmaz ki canım, böyle de kitap okunmaz ki tövbe tövbeeee...:)

Soolohov efendim yazmış ..
tanismadı -iseniz beyninizdeki gerçekçi öykü -roman kütüphaneniz hep eksik kalır. .benden söylemesi. .şimdi benim önümde 3 ciltlik merak dolu bir serüven var ..bir de Don nehrinde buzlar kırılırken çıkan seslerin uğultusu...

savaşsız, saf sevgiyle kalın...iyi geceler
"BİRAZ DA SEN AĞLA"

Her şeyden önce, savaşlarla ilgili kitapların kıymetini daha iyi anlamama vesile olan Ebru Ince ablaya bir selam.

Bugün 10 Kasım, ömrünün büyük kısmı vatan müdafaası için cephelerde geçmiş Atatürk ve milletimizin gazi ve şehitlerini rahmet ve minnetle anıyorum. Klasik bir cümle ama bizim ihtiyacımız hiç bitmeyecek klasik olana..

Savaş.. Soğuk bir kelime.. İnsanlar her savaşta biraz daha acımasızlaştı. Şolohov, 2. Dünya Savaşından kesitleri hikayeleştirmiş bu kitabında, çok sevdim yazarı ve anlatım tarzını. 5 kısa hikaye var kitapta, biraz anı, biraz kurmaca diye düşünüyorum, yaşanmış veya yaşanmış olması muhtemel gerçekçi insan hikayeleri..

Kitaba ismini veren , Yaşam Bu Mu hikayesini ağlaya ağlaya okudum ve utanmıyorum bunun için. Ağlayamazsak halimiz nice olur bilmiyorum..

Bu kanlı ve zalim savaşın kurbanlarından sadece bir tanesi olan genç bir adamın hikayesi, bir Rus gencinin. Çoluk çocuğunu evde bırakıp mecburen cepheye giden, sonra Almanlara esir düşen, bir şekilde kurtulan ama artık hayatını ruhen kaybetmiş bir adam..

Alıntılar paylaşmak istiyorum.

Bakınız #36264694

Kahramanımızı ve yanındaki birkaç askeri yakalayıp esir alırlar, bir kiliseye kapatırlar. İçlerinden birinin beni okurken mahfeden çaresizliğini aktarıyorum,

"Yapamam. Allahın evini kirletemem. Ben insanım, iyi bir Hristiyanım, arkadaşlar söyleyin ben ne yapayım? Askerleri bilirsin, içlerinden biri gülüyor,diğerleri onu azarlıyor,başkaları da derdinden kurtulması için ona çeşitli öğütler veriyordu. O gece bu manyakla çok alay ettik, fakat işin sonu güzel olmadı, zavallı kendini tutamadı, kapıya vurmaya tekmelemeye başladı,çıkmak istiyordu. Çok ısrar ettiği için cevabını da aldı. Bir faşist kapının öte tarafından yaylım ateşi açtı, dini bütün çocuk hemen öldü. Onunla birlikte üç kişi daha. Bir kişi de ağır yaralandı, sabaha karşı o da öldü."

Asker olmadan önce , muhtemelen her pazar gittiğine benzer bir kilisede, en insani tuvalet ihtiyacını karşılayamadığı için ölüme giden bir adam. Şehitlik diye bir şey varsa bu olsa gerek, bunun dini, dili, ırkı olur mu?

Biraz daha alıntı,

Bakınız #36264752

Sonra bütün bunlarla kalmaz bir de mektup alır memleketinden,

" Bir mektup aldım komşumuzdan.Almanların uçak fabrikasını bombaladıklarını, bu sırada bir bombanın doğrudan doğruya bizim evin üstüne düştüğünü, bomba düştüğü gün,İrina ve çocukların o sırada evde bulunduklarını ve sonra onlardan ufak bir parça bile bulunmadığını yazıyordu. Bu mektubu sonuna kadar okuyamadım. Bu haber bana taş gibi çarpmıştı, gözlerim karardı, kalbim göğsümün içinde büzüldü sıkıştı top gibi bir şey oldu ve bir daha da açılmadı."

"Bütün sevdiklerimi her gece rüyamda görüyorum.Her zaman şöyle görüyorum : Ben tel örgüler arkasındayım, onlar öte tarafta, İrina ile çocuklarla şundan bundan konuşuyorum fakat tel örgüleri biraz açıp onların yanına gitmek istediğim zaman kayboluyorlar. Tuhaf olan şurası ki gündüzleri her şeye iyi tahammül ediyorum, ne iç çekiyorum ne ah ediyorum ama gece uyandığım zamanlar yastığımın gözyaşından sırsıklam olduğunu görüyorum."

Sonra, kendisi gibi bütün yakınlarını kaybetmiş bir çocuğa rastlar bu adam, yanına alır ve evladı sayar onu. Ne acılar çekilmiş ve neler yaşanmış neler..

Diğer 4 öykü de, Yabancı Kan, Aile Babası, Mişka ve Bostan Bekçisi. Hepsi de yine savaş odaklı.

Yazarın herhangi bir kitabını okumanızı tavsiye ederim, ihmal edilmiş ve çok az okunmuş, ben okumaya devam edeceğim savaşları anlatan kitapları. İnsan olduğumuzu hatırlamak için ihtiyacımız var çünkü bu kitapları okumaya..
İyi sayılabilecek bir günün ardından, kahvemi yudumlarken, karanlığın sokakları esir almaya başladığı bu zaman diliminde yavaştan başlıyorum incelememe...

Nobel ödüllü yazarın en ünlü eseri olan Don Hikayeleri 1920'li yıllarda Don Nehri (Sovyet topraklarından geçen bir nehir) etrafında geçen hikayeleri ele alır.

Nişan, Sığırtmaç, Şibalok'un Ölümü, İaşe Komiseri, Cumhuriyet Devrim Askeri Sovyet Başkanı, Bostan Bekçisi, Aile Babası, Yüzkarası, İnatçı, Yol ve Yön, Kulun, Mavi Bozkır, Yaban Kan, Can Düşmanı, Çiftlik İşçileri ve Çürük olmak üzere toplam 16 hikayeden oluşur.

Hemen hemen bütün hikayelerin ana teması, Bolşevik Devrimine gidilirken Don Nehri etrafındaki Kazakların Devrime olan yaklaşımlarını içerir.


Açıkçası hikayeleri okuduğunuzda yazarın Bolşevik Devrimi yanlısı olduğu ve Devrime destek vermeyen Kazaklara nefret gözüyle baktığını destek verenleri ise kucakladığını rahatlıkla görebilirsiniz.

Ülkemizdeki ağalık sistemine benzer toprak sahiplenmesi ve bunun etrafında şekillenen sefalet, cehalet ve sömürü durumlarını göz önüne seriyor. Aile içinde farklı tarafta yer alıp birbirini öldüren aile bireylerinin acıklı hikayeleri zaman zaman sizi sarsabilir. Bu durum Doğuda PKK ve Devlet arasında kalan kişilerin veya İslamiyetin ilk yıllarında Müslümanlığı kabul eden ve etmeyen aile bireylerinin birbirlerini öldürmesi gibi cereyan etmektedir.

Hikayelerin sonlarında hep acıklı durumlarla karşılaşıyoruz. Hikayelerde ise öldürmeler, köylülerin mahsullerinin askerler tarafından haksız bir şekilde alınması, iyi toprakları ellerinde bulunduran güçlülerin zulmü, çaresiz yaşlılar ve askerden dönemeyen gençlerin kadere dönüşmüş hayatlarını görürüz...

Bir şey beni düşündürdü, kitabı masamda gören ülkücü bir arkadaş sordu; nedir, neden bahseder bu kitap diye
ben de ona bir hikayede geçen şu olayı anlattım;

Birinin serzenişi; komün gelecekmiş, sahiplenme durumu ortadan kalkacakmış, topraklar ve hatta kadınlar bile ortak olacakmış
Diğeri; bu saçma sapan koca karı hikayelerine nasıl inanırsınız, komünlük öyle bir şey değil ezilen köylülerin hakkı olan topraklarını, onlar arasında eşit olarak dağıtır.
(diyaloglar hikayedekine benzer şekilde oluşturulmuştur)

Arkadaş kadın kısmını kastederek zamanında bunun ekmeğini çok yemiştik doğrusu dedi (gülümseyerek)...

Bir şeyleri doğru bilmek her zaman iyidir. Burada zaman zaman görüyorum karşıt görüşlülerin birbirine kin kusmalarını yalan yanlış bilgilerle birbirini suçlamalarını, hakaretlerini, hayret ederek izliyorum. Bir ideolojiye saplantılı bir şekilde bağlı olmadığım için de kendimle gurur duyuyorum. Bu sayede her görüşteki insanlarla anlaşabiliyor ve onları daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü kapalı bir şekilde onlara yaklaşmıyorum ve olayları daha objektif değerlendirebiliyorum... Açıkçası beni ilgilendiren kişinin kişiliğidir, inancı, düşüncesi beni zerre kadar ilgilendirmez... ve bu konuda son olarak şunu söylüyorum saygı gösterilmeden saygı beklenilmez...

İnceleme bağlamında da son olarak Sığırtmaç hikayesinde geçen bir olayı anlatarak incelememi bitirmek istiyorum;

150 sığırı güden iki sığırtmaç hayvanların salgın bir hastalığa yakalanıp ölmesiyle zor durumda kalırlar köylülere haber verirler 10-20 arasında hayvan hastalıktan telef olunca köylüler gelip çözüm olarak havaya ateş açarlar tabii ki bu çözüm olmaz bulaşıcı hastalık diğer hayvanlara da bulaşır ve 150 hayvandan kala kala 50 hayvan kalır. Köylüler köpürür suçu sığırtmaçların inançlarına bağlarlar;
-Bu çadırın en kutsal köşesindeki fotoğraf kimin
+Lenin'in
-Bre zındıklar, bütün bu belalar hep bunların yüzünden başımıza geliyor
+Onunla ne alakası var baytar getirmeniz gerekirken siz havaya ateş açtınız, hayvanlarda tabii ki ölecek....
" mücadeleli, dertli yıllarda. .
Kardeşler, kardeslerinizi yargılamayın. "

Aslında bu kelime koca bir kitabın özeti diyebilirim ...kimin haklı kimin haksız olduğu karışmış. .bir yanda devrim rusyası,bir yanda savaş yıllarının ağır atmosferi ...bir yanda alman tehlikesi .

Kim haindir bu kaosun içinde ...kazaklar 'ı
Kazaklar'a kırdıran. ..kurşuna dizdiren, ipe astıran ...böyle tarihin içine ....
Mihail Şolohov'un Durgun Don,Don Kıyısında,Uyandırılmış Topraklar ve Nobel ödülü de almış Don Hikayeleri kitaplarından sonra okuduğum,beşinci ve bu saydıklarım arasında en az bilindiğini tahmin ettiğim romanı.
Özellikle Şolohov'dan Ve Durgun Akardı Don gibi ünü dünyaya yayılmış bir romanı okuduktan sonra,Vatan İçin Dövüştüler romanı biraz yavan,tatsız kalıyor diyebilirim.
Kitabımızın konusunu ise,Alman işgali altındaki Sovyetler'de, savaşın henüz Nazilerden yana iyi gittiği bir dönemde,işgalci Nazi kuvvetleri karşısında dövüşe dövüşe Rusya içlerine doğru çekilen bir Sovyet alayı mensubu üç askerin Nikola'nın, Lopakin'in ve Zivyaginçev'in mücadelesi oluşturuyor. Savaş durumunun getirdiği yokluk,savaşın kendisinin Sovyetlerin aleyhine bir durumda oluşunun umutsuzluğu,Nazilerin Berlin'e kadar kovalanacağı günün gelmesi umudu, askerlerin yıllardır cephede geçen hayatlarının yol açtığı ev özlemi...
Özetle,Şolohov'un bulabildiğim tüm kitaplarını okumak istediğimden benim için bir zaman kaybı değildi ama çok bol zamanınız yoksa kitap okumak için ve Şolohov'dan birşeyler okumak istiyorsanız bu kitap yerine incelemenin başında da yazdığım yazarın diğer kitaplarını tercih etmenizi öneririm.
Cok uzun yıllar oldu okuyali. Rusya iç savasi'nda yasanan ve Don Nehri kiyisinda geçen, toplumsal olaylari etkileyici bir sekilde anlatan bir kitap. Cok iyi hatirliyorum bu kitap ile klasikleri sevmeye baslamistim.
Olağanüstü özellikleri olmayan Andrey Sokolov, savaşın tüm insanlara getirdiği acıyı yaşamış, ailesini yitirmiş, ama bu yıkımlar karşısında asla eğilmemiş bir insan.
Şolohov, Sokolov tipinde, tüm "yakınlarını savaşta yitiren bir çocukla karşılaştığında, en insani duyguları yeniden uyanan ve çocukla sıcak bir birlikteliği üstlenen bir
insanı çızmekte. "İnsanın" savaşa, işgale ve zulüme karşı direnirken kendi değerlerini de yitirmeyişinin, onlara sahip çıkışının öyküsüdür "İnsanın Yazgısı". (Arka kapak yazısı)

Bir günde okunacak, bitene kadar elden düşüremeyeceğiniz bir eser.
Sovyet Edebiyatının başyapıtlarından olan bir kitap.Aslında Rusyadaki çiftçilerin komünleşme hareketini anlatıyor. Şolohov'un tasvirlerine ve benzetmelerine hayran oldum. Olaylar gerçekçi ve yalın olarak anlatılıyor.İnsanların psikolojileri çok iyi gözlemle analiz edilmiş..
Çok gülerek keyifli okudum ama sonunda da ağlattı yani..Benim gibi klasik severler için bir kült kitap.
1965 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazanan Şolohov'un bu kitabı iki bölümden oluşmakta.İlk bölümde sosyalizmin kuruluş yıllarını anlatan hikayeler,okuyucuyu sanki o dönemde yaşatıyor...( kar-kış,çamur,sıkıntılar,yoksulluk,fakirlik,gibi...)
İkinci bölümü ise yazarın savaş günlerinde gazete ve dergiler için yaptığı ropörtajlar oluşturuyor.
O döneme ışık tutan bu kitabı tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
Kitabı anlamakta biraz zorluk çektim. Pek bana göre değildi. Tabiki bu kitapın kötü olduğu anlamına gelmez. Belki benim okuyuşumdan ya da kitap zevklerimden kaynaklanan bir şeydir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mihail Şolohov
Tam adı:
Mihail Aleksandroviç Şolohov
Unvan:
Sovyet Yazar
Doğum:
Viyesenskaya, Rusya, 24 Mayıs 1905
Ölüm:
Rostov, Rusya, 21 Şubat 1984
Mihail Aleksandroviç Şolohov, 1905'te Don Bölgesi'nde, Viyesenskaya'nın Krujilino köyünde Rusya’da doğar. Annesi bu köyden bir Kazaktır. Babası Orta Rusya'nın Riyazan Bölgesi'nden Don kıyılarına yerleşmiş biridir. Sholohov lisedeyken; I. Dünya Savaşı başlar, bunu 1917 Ekim Devrimi ve iç savaş takip eder. 16 yaşındayken, devrimcilerin yanında savaşa katılır. İç savaş sona erdiğinde, bir süre; hamallık, taşçılık, ilkokul öğretmenliği ve gazetecilik yapar. Yazmaya 17 yaşında başlar. İlk hikâyesi Doğum Lekesi’ni 19 yaşında yazar. 1922 yılında Moskova’ya gider ve gazetecilik yapar. Test adlı makalesi yayımlanır. Fakat geçimi için gazetecilik yeterli değildir. Bu dönemde taş işçisi, rıhtım işçisi ve muhasebeci olarak da çalışır. 1924’de Veşenskaya’ya geri döner ve kendini tamamen yazmaya verir. Aynı yıl Mariya Petrovna Gromoslavskaya ile evlenir. Bu evlilikten iki kız, iki de erkek çocukları olur.

İlk kitabı, 1. Dünya Savaşı ve İç Savaş yıllarındaki Kazakları anlatan Don Hikayeleri, 1926 yılında basılır. Aynı yıl Ve Durgun Akardı Don -Durgun Don diye de bilinir.- adlı romanını yazmaya başlar. Bu romanı yazması 14 yılını alır ve Stalin nişanı ile ödüllendirilir. Bu roman Sovyetler’de zamanın en çok okunan yapıtlarından biri olur ve 1965’de Nobel Edebiyat Ödülü alır. Bitirmesi 28 yılını aldığı Uyandırılmış Toprak adlı romanı ile de 1954 yılında Lenin Nişanı’na layık görülür. Bu roman Yarınların Tohumu (1932) ve Don’da Hasat (1960) olmak üzere 2 kısımdan oluşmaktadır. Bu romanda da kollektivizmin uygulandığı yıllardaki günlük hayatı yansıtır. 1957’de yazdığı kısa hikâyesi İnsanın Kaderi (Sudba çeloveka) film olarak da çekilir.Vatan için dövüştüler‎ isimli eseri bitirilememiştir.

II. Dünya Savaşı boyunca Gerçekler (Pravda) Gazetesinde savaş hakkında yazılar yazmıştır. 1956-1960 yılları arasında toplu eserleri sekiz kitap olarak yayımlanır. Şolohov, Aleksandr Solzhenitsin tarafından Ve Durgun Akardı Don adlı romanında çalıntı yapmakla suçlanmıştır. Delil olarak da eserle yazarın diğer yapıtları arasındaki kalite farkını göstermiştir. Şolohov kendini romanın taslaklarını göstererek ispatlayabilirdi. Ancak tüm taslakların II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından yok edildiğini belirtti. 1984 yılında monograf Geir Kjetsa bilgisayar yardımıyla romanda yapılan incelemelerin sonucunda Ve Durgun Akardı Don adlı romanın Şolohov’un eseri gibi göründüğünü söyledi. Daha sonra da 1987’de de romanla ilgili yazara ait binlerce not, taslak bulundu.

Şolohov 21 Şubat 1984’de, Rostov ilinde hayata gözlerini yumar. Mezarı Don nehri kıyısındaki Veşki köyündedir..

Şolohov 1932’de SSCB Komünist Partisi'ne, 1939’da SSCB Bilimler Akademisi’ne üye oldu ve yine 1939 yılında da Seçkin Sovyet unvanı aldı. 1959’da Sovyet Başkanı Nikita Kuruşkev’e Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri gezisi sırasında eşlik etti. 1961’de SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi'ne seçildi. İki kere Sosyalist Kahramanlık Madalyası ile ödüllendirildi. Sovyet Yazarlar Birliği'nin yardımcı başkanlığını yaptı.

Eserleri
Ve Durgun Akardı Don - Durgun Don
Uyandırılmış Toprak
Don Kıyısında Hasat
Don Öyküleri
Vatan İçin Döğüştüler
Mavi Bozkır
İnsanın Kaderi

Yazar istatistikleri

  • 68 okur beğendi.
  • 529 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 477 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları