Aksinya gelmiyordu bir türlü. Batıda güneş batmış, göğü solgun, yaldızsı leylak rengine bulamıştı. Doğudan serin bir rüzgâr esmeye başladı. Karanlık, söğütlerin orada takılıp kalan aya yetişti. Yel değirmeninin yukarısında gökyüzü ölüm gibi kopkoyuydu. Orada burada mavi çizgiler… Köyden,
ölen günün sesleri, gürültüleri geliyordu.
Geceyi bozkırda geçiren çingene oğlanın başına geleni duydunuz mu? Bir balık ağından başka üstüne örtecek şeyi yokmuş. Soğuk bağırsaklarına işlemeye başlayınca uyanmış, parmağını ağın deliğinden çıkarmış, anasına demiş ki, ‘Amanııın, buz gibi dışarısı!’