İnsan, bazı insanların değerini onların varlığında değil, yokluğunda fark eder; çünkü zihin çoğu zaman alıştığı sevgiyi sıradanlaştırır. Yanımızdayken sesine, emeğine, sevgisine alıştığımız insanlar, hayatın telaşı içinde sanki hep orada kalacakmış gibi gelir. Oysa bir gün öldüklerinde ya da sessizce hayatımızdan çıktıklarında, geride bıraktıkları boşluk onların gerçek yerini görünür kılar. Çünkü kayıp, zihnin görmezden geldiği ayrıntıları kalbin önüne bırakır: artık gelmeyecek bir mesajı, duyulmayacak bir kahkahayı, bir daha hissedilmeyecek o tanıdık varlığı… İnsan psikolojisi, sahip olduğu şeyin sürekliliğine inanmak ister; bu yüzden sevginin ve değerin kıymeti çoğu zaman eksikliğe dönüştüğünde anlaşılır.
Ve kimi zaman bu fark ediş sadece özlem değil, geç kalmış bir vicdan taşır içinde. Söylenmemiş cümleler, ertelenmiş sevgiler, gösterilmemiş değer duygusu insanın içinde ağır bir yankıya dönüşür. Çünkü bazı insanlar gittikten sonra değil, giderken eksilir insanın içinden. Olgun bir bakış açısı şunu hatırlatır: Sevgi ve takdir, en çok hâlâ duyulabiliyorken anlam taşır. Çünkü kayıptan sonra hissedilen değer, bazen sadece telafisi olmayan bir fark ediş olarak kalır.