Yazarlığını kendimce beğendiğim hatta abartacak olursam bayıldığım yazarlardan biri. Gene akıcı, merak uyandırıcı, insanı dünya gerçekliğinden alıp kitap gerçekliğine geçirici bir roman.
Tsukuru Tazaki adının anlamında renk olmayan bir adam. Arkadaş grubundaki herkesin adında bir renk var. Olay bir kez burada başlıyor zaten. Renksiz hayatı yaşadığı günlerle daha da renksizleşiyor. Ölüm yıllarını yaşarken tadıyor. Hayatta bağlı olduğu tek şey grubu. Fakat onların arasından bilmediği bir sebeple afaroz ediliyor. İşte bu yaşayan ölü olmasına sebep oluyor. Ak, Kara ve Kızıl’ın onu dışlaması onun ruhunda derin yaralar açıyor.
Sonra bir kadın giriyor hayatına ve geçmişiyle yüzleşmesini istiyor ondan. O da tüm arkadaşlarını 16 yıl aradan sonra ziyaret ediyor ve afaroz edilmesinin sebebini öğrenmenin peşine düşüyor. Çünkü o hiç kabuk bağlamayan ve sürekli kanayan yarasını iyileştirmek istiyor. İçindeki derin boşluğu yalnız hayatında ve dinlediği Hac Yılları müziğiyle dolduramıyor. Ama o müzik onun geçmişinden çok şey taşıdığı için onunla rahatlıyor.
Yazarın en sevdiğim yönü ise romanın içine giriyorsunuz ve her şeyi olduğu gibi sanki siz yazmış ya da yaşamışcasına hayal edebiliyorsunuz ya da yaşıyorsunuz hissi.
Teşekkürler Murakami. Güzel bir eserdi.
İyi okumalar dilerim. Günleriniz kitapla dolsun.
Not: Yazarın müstehcen ifadelerine her ne kadar alışamamış olsam da: “Bu bizim büyütülme şeklimizle ilgili ve kitaplarda olmalı belki de!” diyerek göz yumuyorum. Kitabı akışına bıraktıkça olağan buluyorum.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gerçek dediğin, kumların altında kalmış bir şehir gibidir. Zamanın akışıyla üstündeki kum daha da kalınlaşırsa gerçek iyice derine gömülebilir; yine zamanın akışıyla birlikte kumlar rüzgarla savrulursa görünür hale de gelebilir.
Birisine cidden aşık olup ona gereksinim duyar hale gelirsem, nihayet günün birinde, hiçbir ön uyarı olmaksızın, o insanın ortadan kayboluvermesinden ve geride tek başıma kalmaktan korkuyordum sanırım.