Hayatın sonsuz ihtimalleri içinde, çoğumuz seçtiğimiz yollardan çok seçmediklerimizi düşünürüz: “Ya diğer ihtimali yaşasaydım nasıl olurdu?” diye. Bu ihtimaller arasında büyük pişmanlıklar taşıyan kahramanımız, diğer tüm olasılıkları deneyimlediğini hayal ederek oradan oraya savrulur. Ama sonunda insan şunu anlar: Aslında kaçmak istediğimiz yer dış dünya değil, kendi zihnimizdir. Bunu fark ettiğimiz anda, hayat da tam orada aydınlanır.
Psikiyatrist olan bir yazarın, hastalarıyla yaptığı seansları anlattığı bir kitap… Konusu, ölüm korkusu üzerine. Özellikle yaşarken karşılaştığımız ani kayıplar ya da bize hiç uğramayacağını düşündüğümüz o ölümcül hastalıklarla yüz yüze gelmiş insanların düşüncelerini okurken, satır aralarında gezerken; insan, “Ben bu tek seferlik hayatın içinde ne kadar varlık gösterebildim?” diye düşünmeden edemiyor. Acı!
“Bazen sahip olmadığım bir hayatın yasını tutuyorum,” diyor kitabın bir yerinde bir danışanı. Peki, sahiden hangimiz yaşadığımız hayatın tam sahibi gibi hissediyoruz?