Her şey senin istediğin gibi mi olmalıydı?
Ben bile değişmeliydim sana göre.
Tüm hayallerimi geride bırakıp,
Kölen olmalıydım bir yerde.
Benden istenilen neydi, hiç bir şey anlamadım.
İki dünyam vardı ayrı;
Birisinde hep verdim, hiçbir şey almadım.
Öteki, çocuk; özgür… Orada sadece sen vardın.
Sevdiklerim vardı elbet, benim de.
Uzaktan izledim; içindeki sen o değildin.
Kaç bahar sensizim, sorma artık.
Yüreğim bencildi, seni yalnız sakladı.
Şu çadır kuran çingeneleri görüyor musun?
Ne kadar da mutlu, neşeli…
Gözlerinde umut pırıltıları…
Onlar, kaldırımlarca gecelerce özgür.
Özgürlük neydi?
Sevgiliyle el ele sahilde yürümek mi,
Yoksa uçan kuşlar gibi göklerde süzülmek mi?
Belki de aydınlığa giden bir çift gören göz müydü, neydi?
Şairin dediği gibi, ayrı yaylalarda yeşeren otlar gibi mi bekleyecektik çürümeyi?
Hasretimi söyleyecek gücüm kalmadı.
Benim dünyamı kimse anlamadı.
Şimdi geç kaldık, sorma artık.
Yüreğim bencildi, seni yalnız sakladı.
Nilüfer Armağan
“Acı çekiyorsun, değil mi Bay Şövalye? Ah… Ne bekliyordun ki? O bir leydi, sen ise yalnızca onun korumasısın. O, narin elleriyle çiçek tutarken senin ellerin kan ve çelikle sertleşti. O, şöminenin sıcaklığında kitap okurken sen, soğuk yağmurlar altında bekçilik yaptın. O, düşlerinin peşinden giderken sen, kılıcını kuşanıp gölgesinde yürüdün. Şimdi, o, beyazlar içinde parıldıyor, bir başkasının yanında. Peki ya sen? Sen yalnızca orada, sessizce durabilirsin. Bu, senin kaderin. Çünkü koruyucular sahip olmaz, sadece izler, sadece bekler ve sonunda her şeyi kaybeder.”
Keşke o gece göçüp gitseydik, bir yerlerde güvende ve birlikte olurduk hep; elin her zaman tutabileceğim kadar yakınımda dururdu; bilsen yakınlığına nasıl muhtacım, seni tanıdığımdan beri sensiz nasıl terk edilmiş hissediyorum kendimi.