Büşra

Büşra
@Besteeemsu
İnsanların çoğu yaşanmamış bir hayattan ölüyor.
Sessizlik olmadan yalnızlık yoktur, sessizlik susmak, ama aynı zamanda da dinlemek demektir.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Yalnız başına ölünür; ama sevilen kişi öldüğünde de yalnız kalınır.
Çölde ya da kendi evimizde, bir manastır hücresinde ya da bir dağın tepesinde yalnız bulunsak da, dayanışmaya ve iç diyaloğa, bizi kendi bireyselliğimizin ve kendi "ben"imizin sınırlarının ötesine taşıyan aşkınlığa açıksak eğer, ruhumuz yalnız olmanın kızgın dikenleri tarafından sızlatılmayabilecektir.
"Tehdit ve dehşet günden güne artıyor. Sığınacak bir yer sağlayan karanlık bir duvar misali duaya sığınıyorum, bir manastır hücresindeymişçesine duaya kapatıyorum kendimi, duadan daha "kendim de", daha yoğunlaşmış ve güçlü çıkıyorum. Duanın kapalı hücresine kapanmak benim için gün geçtikçe daha büyük ve daha nesnel bir gerçeklik halini alıyor."
Yalnız olduğumuzda, tecrit edildiğimizde, en ıssız yerlerde bile olsak, sonsuzluk metaforu olan umudun kayan yıldızını görmemiz mümkündür, ne var ki bu yıldızın loş izini seçebilmek herkesin yapabildiği bir şey değildir.