Beni kitaplarımla yalnız bırakın zira bu hayat ziyadesiyle midemi bulandırıyor.
♡ ✦ ☆ ❆ ☼ ✿ ♡ ✦ ☆ ❆
İnsan, biyoloji ile çevre, doğa ile kültür arasındaki karşılıklı etkileşimin tarihsel bir ürünüdür.
Kitap cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve cinsellik üzerine yazılan sadeleştirilmiş ancak bir o kadar da detaylandırılmış bir metin. İlk olarak feminizm tanımı yapılmış ve feminist bilginin bir mücadele tarihi olduğu ifade edilmiştir. Bu yönüyle, doğumla birlikte atanan biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet olarak ifade edilen normlar, roller, deneyimler, sosyal yaşam ve cinselliğe sahip olmak feminizmin inceleme konusu yaptığı alanları ifade etmektedir.
Feminist bilgi, kadınlar üzerinde yeni bilgi üretmekle kalmıyor aynı zamanda hakiki bilgi denen şeyi de devreden çıkararak bilginin ekonomini ve bilgide söylemler üzerine kadınların özne ya da nesne olduğu yeni bir teori inşa etmek değil, teorik donatım işleyişini engellemek, apaçık gerçeklikler ve anlam üretme iddiasını sekteye uğratmaktadır. Buradan hareketle tarihsel süreçte kadınların sömürülmesi ve ezilmesi feminist bakış açısıyla okunarak değerli feminist, filozof bilim insanlarının katkısına kitapta değinilmiştir.
Kitap yarı akıcı diyebilirim bazı yerlerde çok uzun cümleler ve anlamını bilmediğim kelimeler vardı. Onların anlamlarına bakarak not aldım, aslında farklı kelimeler öğrenmek de iyi oldu. Dolayısıyla gerçekten giriş kitabı olabilecek, çok detaylı ve uzun olmayan bir kitap tavsiye ederim.
Butler 1990 yılında Cinsiyet Belası kitabında toplumsal cinsiyet, cinsiyetleri tesis eden üretim mekanizmasının ta kendisini belirtmelidir... bir yandan da cinsiyetli doğanın ya da doğal bir cinsiyetin üretilmesinde ve bunların söylem öncesi, kültür öncesi bir şeymiş gibi, siyai olarak tarafsızken kültürün gelip üzerinde etki ettiği bir yüzeymiş gibi tesis edilmesinde kullanılan söylemsel/kültürel ataçtır. Toplumsal cinsiyet, cinsiyetin inşa edilmemişliğini inşa eder.
Audre Lorde'un yazdığı gibi gerçek bir devrimci çabayı harekete geçirmek için asla yalnızca kurtulmaya çalıştığımız baskıcı durumlara odakllanmamalıyız. Her birimizin en derinlerinde gömülü olan, sadece ezenlerin taktiklerini, ezenlerin ilişki kurma yollarını bilen bizdeki o baskıcı yana odaklanmalıyız.
Feminizmin Biz'i bir Biz/Onlar karşıtlığı içinde değil, her bir bireysel siyasi kimliğin karmaşıklığı yeniden tartışarak inşa edilmelidir çünkü çok yönlülük her kolektif siyasi kimliğe içkindir