Natalia Ginzburg’un, 1930’ların sonundan II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar İtalya’yı konu alan romanı Bütün Dünlerimiz.
Kuzey İtalya’nın küçük bir şehrinde, Emekli sosyalist avukat ve dört çocuğunun hikayesiyle başlıyor hikaye. Faşizmin yükselişinden ve halkın çoğunun faşistlerin yanında yer almasından bunalıp kendi anı kitabını yazmaya başlayan avukat çok geçmeden bu çabasının boşuna olduğunu anlar. Onun ölümünden sonra çocuklarının yaşadığı sıkıntılar aslında Avrupa ve İtalya üzerindeki kara bulutların yansıması gibidir. Almanların yaşattığı kabus ve İtalyan hükümetinin yanlış kararları aslında savaşı istemeyen çok sayıda İtalyanın hayatlarının altüst olmasına sebep olur. Her biri farklı yere savrulan dört kardeşin ve onların dostlarının hikayesi en küçük kardeş Anna ekseninde anlatılıyor. Kuzey ve Güney arasındaki farklar, Güneyin fakirliği ve eğitimsizliği İtalya gerçeğini gözler önüne seriyor.
Konusu muhteşem ama anlatım tarzı vasat bir roman. Ginzburg hikayeyi dümdüz, bana göre ruhsuz bir şekilde anlatıyor. Hiç diyalog yok romanda ve büyük oranda şimdiki zamanın hikayesi ile anlatılıyor. Bu sebeple dili tekdüze ve zaman zaman yorucu olmuş. Sona doğru hikaye hızlansa da genel olarak sıkıcıydı.
Bütün DünlerimizNatalia Ginzburg · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202055 okunma
Yaşanacak olanı yaşamayı kabul edenin özgür olduğunu söyledi: Düşüncelerinden, içine düşüp boğulacağı bir tuzak değil, sağlık ve zenginlik yaratan kişi özgürdü.
Çocuklar rahat içinde, yiyecekleri bol, ayakları sıcak yaşasınlar diye değil, yaşanacak olan neyse onu yaşamaları için dünyaya getirilirdi, ama belki de bu, bombardımanları, yoksunlukları ve açlığı yaşamak demekti.