Mü'minin içi artık bir Süleymaniye kadar sağlamdır. Ölüm, onda artık bir korku değil, sadece bir merak konusudur sanki. Çünkü: oluşmuş, birikmiş ve son biçimini almış bir sonsuzluk tapınağına ölümün dokunamayacağını bilir. Ve müslüman, içinde "tam teşekküllü" bir Süleymaniye, ölüme geçer...
Derken ilk denemeler gelir. Bu denemeler yavru serçenin, yuvadan uçuş için ilk kalkışlarıdır. Yavru kuş, ilkin en yakın yerlere konar ve hemen yuvaya döner. Sonra daha uzak hedef "tayin" eder. Çocuk da ilkin öğleye kadar oruç tutar. Sonra sonra arttırır onu.
Tam oruç tuttuğu ilk gün, çocuk, iftar topunu içinden bir zafer topu olarak alkışlar.
Oruç, insanın katıldığı, her yıl bir ay katıldı bir ruh şölenidir.
Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır.
Yani, Samanyolunda Ziyafet.
Güneş bir dağın yarığından çıkarken, bir gül açılırken, bir çocuk, okula başladığı an; bir insan şehit olduğu vakit; su kaynağından çıkarken neyse mü'min de oruçta o.
Oruç, külü deşer, betonları kırar, eskiyen dünyayı tazeler, alışkanlıkları elastikileştirir, donmaları önler, içgüdüleri pırıl pırıl yapar, insanı melankoliye düşmekten, yani eşyayla ilgiyi kesmekten korur, kainatı yeniden yaşamağa değer bir yer hale getirir, insanı yeni doğmuşcasına yaşamaya hevesli, iştihalı bir yeni insan yapar.