Kemal uzaklara gidip hayata yeniden başlama düşleri kurduğunda, zihninde onu mutlu kılan roman karakterlerinin gücü vardı. Hayatı neredeyse hep zorluklarla geçmişti, dahası tarif edilemeyecek kadar büyük acılarla. Acı çekenlere yardım etmek için insanın kendisi de acı çekmesi şart değildi ama Kemal acı çekenlerin yanında yöresinde dolaşıp duruyordu.
Dağ bayır hem de hiç pişmanlık duymadan ovaları, obaları, dağ köylerini, kasabaları bir gönül sarhoşluğuyla gezmeye başladığında, ortaokulu son sınıftayken terk etmişti. Şimdi tek amacı vardı, içinde garip bir yolculuk hırsı uyanmaya başlamıştı. Onun bu yolculuğa çıkış nedenini, ölümle gelen kekemeliğini yendiği güne bağlayanlar vardı ama kekemeliği kendiliğinden geçmişti. Kemal bunları artık fark edip düşüncelerini kendine saklıyordu. İçinde yanan şiir tutkusu sanki ölümle, acıyla dört dönüyor, gelip Kemal'in yüreğine oturuyordu.
İçinden yükselen çaresizlikle umut bellediği her düşünceye öyle sarıldı ki, savılıp atılmayacak bir inandırıcılığı vardı bunun. Soluduğu hava nasıl ciğerlerine işliyorsa, bu düşünceleri de zihnine işliyordu. Çaresi yoktu umuttan başka. Bu umut denen şey öyle harikaydı ki bazen sevinçten yaşlar doluyordu gözlerine
Gidecekleri yerde öyle bir dünya vardı ki bir karınca sırtında birkaç insan taşıyordu. Bir at kanatlanıp mor dağları aşıyor, devlerin, ejderhaların olduğu dünyalardan geçip dünyanın en büyük dağının tepesine iniyordu. O dağ ki Kaf dağıydı, bir yanı cennet öbür yanı cehennemdi.