Kendimden bahsedeyim biraz çünkü yaşadığım ana kadar dünyanın etrafımda döndüğünü düşünen bir kızdım. İki farklı hayat yaşıyordum. Tatiller kızı ve diğerini de siz tahmin edin işte okul zamanı...
İşte o iki hayatta yaşayan kız; iki farklı karakterdi.
Okulda sadece deli gibi ders çalışan, modern pijama diye tabir ettiğim dışarıda da giyebilen pijamalarla öğrencilik hayatını geçiren,
yataktan kalktığı gibi kampüse koşan kimsenin ilgisini çekmeyen ortalama bir tiptim işte.
Yaz ayları geldiğinde ise kurbağaların kuyruklarının yok olduğu döneme girip başkalaşım geçiriyordum.
Başkalaşım derken tabiki de çirkin ördek yavrusundan kuğuya geçiş yapmıyordum belki ama en azından üzerime yapışan pijamalardan kısa bir süre uzaklaşıp olabilecek en az kıyafetleri seçmek zorunda kalıyordum.
Çünkü yaz ayları ege bölgesinde ciddi anlamda sıcak ve yapışkan geçiyordu.
İşte yine öyle sıradan bir geceydi benim için. Günlük işlerim; sabah kalkıp denize gidip akşama kadar güneşlenip güneş batarken eve gelip, yemek yemekten ibaretti.
Sonra da kendimi arkadaşlarımın yanına atıyordum. Atmak derken mecazen demiyorum, sayılı günlerimi olabildiğince dolu geçirmek için ailemden uzakta arkadaşlarımla geçirmek için kendimi resmen onların yanına atıyordum.
Giyinip evden çıktım ve herzamanki gittiğim mekana girdim. Yine arkadaş grubumdaki bütün üyeler içmeye başlamış geç kaldığım için beni azarlıyorlardı;
- Kızım bütün gün yatıyosun. Buna rağmen geç kalabiliyorsun. Ciddi anlamda beceriklisin"
dedi Eylül.
- Geç mi kaldım? Pardon bir yere mi gidiyoruz? Bildiğim kadarıyla elimizde bu bardaklarla hiç bir yere gitmeden saatlerce burda duruyoruz ama?"
- Tamam Eylül be. Her gün de aynı muhabbet. Ee ne içiyorsun Beril?"
-Arabayla geldim, bugün içmeyi düşünmüyorum aslında."
- Soda