Şa'bi der ki: "Bir kimse bir serçe yakaladı." Serçe, "Beni ne yapacaksın?" dedi "Seni yiyeceğim," dedi. Serçe: "Beni yemekten sana ne fayda olur? Sana üç şeyi öğ reteyim, onlar beni yemekten daha faydalı olur. Birini elinde iken söylerim. İkin cisini beni bırakınca uçup bir ağaca konunca söylerim. Üçüncü sözü de ağacın başından uçup dağın başına konunca söylerim.” dedi. O kimse “Peki, birinci sözi söyle," dedi. Serçe: "Elinden kaçan bir şeye üzülme.” dedi. Serçeyi salıverdi. Ser. çe uçup ağaca kondu. O kimse, "ikinci sözünü söyle,” dedi. Serçe: “imkânsız şeye inanma," dedi. Bundan sonra serçe uçup dağın başına kondu. O kimse, "Üçüncü sözünü söyle." dedi.
Serçe dedi ki, "Ey talihsiz! Eğer beni öldürmüş olsaydın, benim içimde iki tane kıymetli inci vardır ki, her biri on miskal gelir, onlar sana nasib olurdu. Bundan sonra fakirlik yüzü görmezdin." O kimse parmağını ısırıp salıverdiğine pişman oldu ve bari o üçüncü sözü bir daha söyle, dedi. Serçe, sen, söylenen iki sözü unut tun, üçüncüyü ne yapacaksın? dedi. Evvel sana dedim ki, giden şeye üzülme. Sen üzüldün. Sonra imkânsız şeye inanma dedim. Sen inandın. Sen bilirsin ki, benim ağırlığım iki miskaldan fazla değildir. Bende yirmi miskal nasıl olur? Bunu söyledi ve uçtu. Bunu şunun için söyledik ki, tama' olunca, insan bütün imkânsız şeylere de güvenip inanır.