"Hz. Peygamber'in hiç bir mucizesi olmasaydı da sadece ashabı olsaydı, bu bile onun peygamberliğini ispat etmeye yeterli olurdu."
Karâfi, Furûk, IV/170 (242. fark'ın sonunda).
Uhud Savaşı olunca ve müşrikler dönüp gittiklerinde Hz. Peygamber, "Sıraya girip düz saf tutun da Rabbim'e hamdü senâ edeyim" buyurdu. Sahabiler de Resûlullah'ın arkasında saf tuttular. Resûl-i Ekrem de şöyle buyurdu: "Ey Allahım! Hamdlerin hepsi sana olsun. Ey Allahım! Senin açtığını bir başkası kapatamaz, kapattığını da hiç kimse açamaz. Senin saptırdığına hiç kimse hidayet edemez. Hidayet ettiğini de hiç kimse saptıramaz. Vermediğini hiç kimse veremez. Verdiğine hiç kimse mani olamaz. Uzaklaştırdığını bir başkası yakınlaştıramaz, yaklaştırdığını da bir başkası uzaklaştıramaz. Ey Allahım! Üzerimize bereketini, rahmetini, faziletini ve rızkını saç! Ey Allahım! Ben senden daim olan, ne değişen ne de zail olan nimetini istiyorum. Ey Allahım! Fakirlik olduğu günde bol nimetini, korku gününde güvenini istiyorum. Allahım! Bize verdiğinin ve vermediğinin serrinden sana sığıniyorum. Allahım! Bize imanı sevdir, kalbimize nakşet! Bize küfrü, fiskı ve isyanı nefret ettir, bizi doğru yolda olanlardan eyle! Ey Allahım! müslüman olarak bizim ruhumuzu al, bizi müslüman olarak dirilt, bizi mahcup etmeksizin ve fitneye bulaştırmaksızın salih kullarına ilhak et! Ey Allahım! Ey peygamberleri yalanlayan kâfirleri yok eden, yoluna mani olanları silip süpüren Allahım! Onların üzerine azabını indir. Ey Allahım, küfür ve inkâr yolunu ve yahudileri de kahret. Ey Hak olan Rabbim..."
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/424.