Okurken yaşlandığımı hissediyorum. Drogo artık baktığım her saatin kadranında gizli. Zaman ilerledikçe Drogo’nun yaşamı ve yaşayabilecekleri zihnimde dolanıyor. Pek hevesli bir şekilde adım adım ilerlediği Bastiani Kalesi’ne duyduğu heyecan, kalenin uzak olmasından mı ileri geliyordu? Neden heyecan verici şeyleri uzaklarda ararız?
Drogo kaleye giderken bir atın üstünde gidiyordu; belki de her şeyin yavaş gibi görünmesinin sebebi buydu. Ama hastalandığında bir arabayla geri götürülüyordu; nasıl da hızla uzaklaşıyordu beklediklerinden ve bir ömrün sığdığı kaleden!
Varacağın yere, bir dağın zirvesine çıkmak istediğinde belki günler, aylar harcarsın; ama dağın zirvesinden atlayıp düşmekse dakikalar sürer. O dağın zirvesi ölümse ve tırmanmak anlam arayışıysa, ellerimizi bu yolda hiç gevşek tutar mıydık? Drogo da sıkı sıkı tutundu inancına. Görünmeyenin, bilinmeyenin illüzyonu onu etkilemişti.
Hepimiz bir çölü tezahür edebiliriz ama sislerle kaplı, karlar altında kalmış bir çölü tezahür edebilir miyiz? Eylemlerimizin ucunda en ufak bir ışık huzmesi dahi görünse ardımıza bakmadan vazgeçebilir miyiz?
Yaşam bir alışkanlıktır; kimi bunu mesleğine yedirir, kimi zevk aldığı hobilerine. Zaten beyin de otomatik davranışların kayıt merkezi değil mi? Sinapslarımız şehrin merkezine çıkan otoyollar gibi değil mi? Ne kadar çok ara yol oluşturuyoruz o beynimizde? Ne kadarı şehrin etrafında dolaşan çevre yolları gibi? Ve sinapslarımızın kaçını bir şehrin sokaklarını oluşturmak için kullanıyoruz?
“Bana hayatın anlamını çizer misin?” diye sorulduğunda belki de sorunun cevabı, zihnimizdeki canlı hücrelerin noktasal birleşimidir bu resim. Drogo’nun belki de bu yolları yıllar geçtikçe çıkmaz yollara dönüştü. Neden su damlalarının şıpırdamasına ilgisini kesti? Neden çekmecelerin açılışını,