Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını.
Kadı: Bazılarının söylediği gibi zındık mısın gerçekten?
Hayyam: Yobazların işgüzarlığından uzak durdum hep, ama Bir’in iki olduğunu da asla söylemedim.
Kadı: peki bu hiç Aklından geçti mi?
Hayyam: Asla Allah şahidimdir.
Kadı: Bence bu yeterli. Sanırım Yaratan için de yeterlidir. Ama halk kalabalığı için bu yetmez... Demişsin ki ‘Bazen camiye giderim orası, gölgeliktir, güzel uyku çekilir.’
Hayyam: Sadece Rabbi’yle barış içinde olan bir adam ibadethanede rahatça uyuyabilir. Ben, mahşer gününün dehşetinden başka iman, secdeden başka namaz tanımayanlardan değilim. Ben nasıl mı namaz kılarım? Bir gülü seyrederim, yıldızları sayarım, yaratılışın güzelliği, onun düzeni karşısındaki kusursuzluk karşısında büyülenirim, Rabbi’min en güzel eseri olan insanın, onun bilgiye aç beyninin, aşka aç gönlünün, uyanmış veya tatmin edilmiş tüm duygularının karşısında hayranlığa kapılırım.