Bilge

"Her şey solup gider: her seçenek diğerlerini saf dışı bırakır."
Sayfa 19·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sorumluluk üstlenmek hastayı değişim geçidine sokmakla birlikte değişimle eşanlamlı değildir. Ve bir terapist, içgörüyle, sorumluluk almayla ve kendini gerçekleştirmeyle ne denli ilgilenirse ilgilensin, gerçek arayışı daima değişimdir. Özgürlük, bizim yalnızca yaşam seçimlerimizin sorumluluğunu üstlenmemizi gerektirmekle kalmaz, aynı zamanda değişimin iradeye dayalı bir eylem gerektirdiğini de öne sürer. İrade, terapistlerin seyrek olarak açıkça kullandıkları bir kavram olmakla birlikte, aslında bir hastanın iradesini etkilemek için çok çaba harcarız.Anlamanın kaçınılmaz bir biçimde değişime yol açacağını varsayarak (ve bu, inandırıcı deneysel destekten yoksun, dünyevi bir inançtır) durmaksızın açıklar ve yorumlarız. Yıllar süren açıklama ve yorumlar değişimi gerçekleştirmede etkisiz kaldığı zaman, doğrudan doğruya iradeye hitap etmeye başlayabiliriz. "Çaba da gereklidir. Çaba göstermek zorundasın. Düşünmenin ve analizin bir sırası vardır ama eylemin de bir sırası vardır." Bu doğrudan uyarı da sonuç vermezse, terapist, bu öykülerin tanıklık ettiği gibi, bir insanın diğer bir insanı etkilemek için kullanabileceği tüm bilinen yöntemleri kullanmak durumunda kalır. Böylece, öğüt vererek, tartışarak, kızdırarak, tatlı sözlerle kandırarak, dürterek, yalvararak ya da yalnızca katlanarak, hastanın nevrotik dünyasının düpedüz yorgunluktan yıkılıp gideceğini umut ederim. Eylemin itici gücü olan irade yoluyladır ki özgürlüğümüz icra edilmiş olur. İradeye dayanan hareketin iki aşamadan oluştuğunu düşünüyorum: kişi bir şeyi dilekle başlatır ve kararla gerçekleştirir. Bazı insanlar bir tür istek tıkanıklığı yaşarlar, ne hissettiklerini de, ne istediklerini de bilmezler. Kendi fikirleri, dürtüleri, eğilimleri olmadığından, başkalarının arzularına tutunan asalaklara dönüşürler. Bu
Sayfa 18·Kitabı okudu
Oysa varoluşçu bir bakış açısından özgürlük, gündelik deneyimlerin tersine, yaşam sürecimizi ebedi ve görkemli bir planı olan bir evrende geçirmediğimizi öne sürmesi bakımından kaygıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Özgürlük, insanın kendi seçimlerinden, eylemlerinden, kendi yaşam durumundan sorumlu olduğu anlamına gelir. Sorumlu kelimesi çeşitli biçimlerde kullanılabilmekle birlikte ben Sartre'ın tanımını tercih ediyorum: sorumlu olmak, "yaratıcısı olmak" demektir, yani her birimiz kendi yaşam planımızın yaratıcısı olmak durumundayız. Her şey olma özgürlüğümüz vardır, yalnızca özgür olmama özgürlüğümüz yoktur: Sartre'in dediği gibi, özgürlüğe mahkûmuz biz. Aslında bazı filozoflar daha da fazlasını iddia etmektedir: insan aklının yapısı her birimizi, dış gerçekliğin yapısından, zamanın ve uzayın biçimlenişinden bile sorumlu kılar. Kaygı işte burada, kendi kendini yapılandırma fikrinde yatar: bizler belirgin bir yapı arayan yaratıklarız ve altımızda hiçbir şeyin, hiçbir temelin bulunmadığını ima eden bir özgürlük kavramı bizi ürkütür.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Bu iki inanç sistemi, insanlık durumuna verilen bu iki taban tabana zıt yanıt, birlikte bir diyalektik oluşturur. İnsan ya kahramanca bir kendine güvenle özerkliğini vurgular ya da üstün bir güçle kaynaşma yoluyla güvenlik arar: yani belirir veya birleşir, ayrılır veya içine gömer. Ya kendi kendinin ana babası olur ya da ebedi çocuk olarak kalır.
Sayfa 15·Kitabı okudu
Özel olduğumuzu inanmak içten içe bir güvenlik duygusu sağlarken, ölümü yadsımaya ilişkin diğer önemli mekanizma - nihai bir kurtarıcıya inanç - bir dış güç tarafından sürekli gözetilip korunduğumuzu hissetmemize olanak verir.
Sayfa 15·Kitabı okudu