Sürü psikolojisinden uzaklaşmış,rahatlığın ve inadın her gramı üzerinde toplanmış,akıl ve mantığı kendinden bir adım önde giden,kafasının dikiyle yol alan,yalnızca özgürlüğüne âşık birisi.
Kendimizden başka bir canın iyiliği için hayata yalvardığımızda doğuyordu insanlığımız.Belki de bu yüzden habire doğuyorduk,kendimizden başkasını sevebilme kabiliyeti geliştirebilelim diye..
Yaşadığımız,yaşamayı seçtiğimiz her şey Bizdik.Seçimlerimizdik Biz.Girmeyi seçtiğimiz kapı,yürümeyi seçtiğimiz yolduk..
Olacağımız kişiyi seçe seçe,olduğumuz kişiye gelmemiş miydik?
İnsanın kendi ile savaşı ne kadar uzun sürerse yenilgisi de o kadar büyük oluyordu.Evet,belki o yenilgiden karakter doğuyordu ama peki ya anlayıştan...
İnsanın kendisini anlamak için verdiği çabadan ne doğuyordu? İşte karakterin mucizeleri ancak kendini bilince çıkıyordu ortaya.
Krizlerimiz baskıladığımız yerde yoğunlaşıp artık baskılanamayacak bir basınca gelince,yani ruhumuzun kömürü elmasa dönüşünce,duygularımız bir yanardağın volkanı gibi bilincimizin en derininden öyle çıkarlardı ki yüzeye,hallerimize bulaşır,karakterimiz işte o zaman yüzeye ulaşırdı.