"Artık yasaların, kanun ve mahkemelerin hiçbir hükmü kalmamıştı memlekette. Mahkeme salonlarında oyun oynuyorduk sadece. Belki de hepimiz sonu gelmez bir oyunun figüranlarıydık ve aslında tek bir oyun kurucunun bize biçtiği hayatları yaşıyorduk."
"Ölüler bir fotoğrafa hapsolup sonsuza kadar orada kalıyordu. Belki de bu yüzden artık sözler ve anılar çağında değil, görüntüler çağındaydık. Herkes elinde bir uzuv gibi taşıdığı telefonuyla yatıp kalkıyor, o anı yaşamak yerine her şeyi çabucak bir ekrana sığdırmaya çalışıyordu."
"Ölüm, insana açılan tüm kapıların sonsuza kadar kapanması demekti ve onca acıya rağmen hâlâ hayatta kalmak, dünyaya katlanıyor olmak kötü bir pas tadı bırakıyordu insanın ağzında."
"Birisinin bir daha hiç gelmeyecek olması, bir şey söylemeyecek olması, asla tek bir adım atmayacak olması, ne yakınımıza ne uzağımıza doğru, bize bakmayacak, gözlerini başka yöne çevirmeyecek olması... Kim bilir buna nasıl dayanıp sonrasında bunu nasıl atlatıyoruz."