Dosto'nun Suç ve Ceza'sını lisede özetinden okuyup geçtiyseniz ya da aman canım, adam bir tefeci kadını baltaladı, sonra da vicdan azabı çekti işte diye kodladıysanız, bugün arkkanıza yaslanıp etrafınıza bir bakın derim. Çünkü 19. yüzyılın kasvetli Petersburg sokaklarında dolaşan o Raskolnikov dediğimiz bunalımlı çocuk, şu an tam olarak aramızda yaşıyor. Hatta muhtemelen 1K'da ya da X’te takılıyor.
Düşün; Raskolnikov ne diyordu? "Dünyada iki tür insan vardır: Sıradanlar ve olağanüstüler. Olağanüstü olanlar, büyük amaçlar uğruna kuralları çiğneyebilir, hatta gerekirse kafaya balta bile indirebilir." Şimdi bu rasyonalizasyonu alıp günümüze getirelim. Bugün her köşe başında "kendi kurallarını kendin yaz, sürüden ayrıl, basarıya giden yolda her şey mübahtır" diye bağıran motivasyon videoları, aslında Raskolnikov'un felsefesinin modern, jöleli versiyonu değil de ne? Bugünün Raskolnihov'u eline balta almıyor belki ama "büyük vizyonerim, şirket büyüteceğim " diyerek stajyerlerin hakkını gasp ediyor, "algoritmayı çözdüm, ben üstün zekayım" kibiriyle sosyal medyada insanların üzerine basıp geçiyor. Herkes kendini sistemin üzerinde, herkes kendini seçilmiş kişi sanıyor. Ortam tam bir Raskolnikovlar Kulübü'ne dönmüş durumda. Ama işin eğlenceli ve trajik kısmı cinayetten sonra başlıyor. Bizimki kadını indiriyor ama sonra ne parayı yiyebiliyor ne de rahat bir uyku çekebiliyor. Ateşler içinde yatıp, kapı her çalındığında kalbi ağzına geliyor. Yani teoride nen süpermenim diyen adam, pratikte vicdan denilen o eski usul yazılıma yenik düşüyor. İşte günümüz insanının çelişkisi de tam burada patlak veriyor. Sabah kahvesini yudumlarken "ben acımasız bir profesyonelim, duygulara yer yok" diye stori atan modern birey, gece yatağa yattığında ufacık bir haksızlığın suçluluk duygusundan ya