Zaina önce, "Değişmişsin," demekle yetindi, başı hafif yana yatıktı. Fakat sonra bana döndü ve "Değişmişsiniz," diye mırıldandı. "Başka bir şey sarmış yüzünüzü."
"Bizi tanıyamayacağın kadar fazla mı?" Sorum ağaçlara çarptı ya da çarpmadı ama rüzgâr onu tekrar kulaklarıma taşımadı, sanki yuttu. Öyle ki Zaina'ya da ulaşıp ulaşmadığından emin olamadım. Ancak sonra kaşları çatılmış, gülümsemesi genişlemiş Zaina başını iki yana salladı. Biz onun cevabını beklerken o yavaşça bir kez daha ciddileşti.
"Asla." Bize doğru yürüdü, yeteri kadar yaklaşınca bir kolunu Marlo'ya, bir kolunu bana doladı. Ben de elimi Zaina'nın sırtına yerleştirdim. Marlo'nun eli de benimkinin üstüne kapandı. "Şimdi size sarılan şu iki elim kanda olsa ya da yarın sabah başka bir bedende uyanmış olsanız bile tanırım sizi. Sakın ola aksini düşünmeyin."