Warner’ın da dediği gibi, “kadın cadılar, ogrelerden çok daha büyük bir ilgiyle araştırılmış, analiz edilmiş ve tartışılmıştır.” Doğruyu söylemek gerekirse bunun en önemli nedenlerinden biri, bir noktada kadınların tarihsel, ogrelerin ise mitolojik figürler olmalarıdır. Akademisyenler, cadıların yer aldığı tarihi anlatıları, onların masal versiyonlarından daha çok incelemişlerdir. Binlerce kadın –ve erkek– büyücülük adı altında yargılanmış ve idam edilmiş; ancak hiçbir ogre böyle bir şeyden yargılanmamıştır. Başka bir deyişle, cadılar gerçek anlamda, gerçek dünya ile yüzleşirken (özellikle de kadınlar ki bu da onları feminist çözümlemelerin ve eleştirilerin ana öznesi haline getiriyor); ogreler için bu durum geçerli değildir. 1960’larda gerçekleşen feminist okumalardaki artış, kadınların güçlerine ve toplum tarafından nasıl mağdur edildiklerine odaklanır. Ogreler cinsiyet olarak erkektir, masallarda bolca gösterildiği üzere tabiri caizse ataerkilliğin ve problemin bir parçasıdır. Ogreler, kişilerin kendi babalarından başlayarak, yetkin erkek figürlerinin temsil ettiği tehlikelerin somutlaşmış halleridir. Warner’a göre ogreler “konunun karmaşıklığını daha da artırıyorlar: Çeşitli şekillerde topluma, medeniyete ve aile kavramına zıt düşen menfur karakterleri temsil ediyorlar; ancak aynı zamanda münasip davranış ve düzen fikrini aşılamak için araç olarak kullanılıyorlar.” Cadılar, kadın “öteki”yi, ogreler ise tehlikeli erkek “öteki”yi temsil ediyorlar ve ortaya çıkacakları korkuları bünyelerinde barındırıyorlar. Ancak ogreler birer metaforken, binlerce kadın büyücülüğe duyulan inanç sebebiyle işkence görmüş ve öldürülmüştür. Bu iki figürün ortak noktası, ikisinin de çocuklara karşı birer tehlike olarak algılanmasıdır