Acımasızlığı bir erdem olarak yaşamaya başlıyorsunuz. Sizi insanların hizasında tutacak değer duygusunu ellerinizle kalbinizden söküp attığınız için sizden başka kimse kalmıyor dünyada. Kalsa da bir küçümseme hazzı, bir can sıkıntısı olarak var insanlar hayatınızda.
Sanırım bize korkuyu öğrettiler sonunda. Sistematik bir cehalet sistematik bir şiddetle öğretti bunu. Küçümsediğimiz aptallık öğretti. Birdenbire değil elbette ama sanki birdenbire yapayalnız kaldık. Kendi yaramızın başkasında kanadığını göre göre sadece kendi yaramıza inandık. Başkası, adı üstünde başkasıydı işte. Oysa bizim ilk hayat bilgimiz merhamet duygusuydu. İnsanın acılarıyla insan olduğuydu, insanın haysiyetiyle insan olduğuydu ve insanları birbirine bağlayacak olan en güçlü, en soylu duyguydu acı. Bir yabancılaşma ki, insan olmanın bütün erdemlerini hepimizin kalbine gömdü. Sanırım daha ineceğimiz kötülük çukurları var!
İnsanları yaraları da birleştirmezse daha ne birleştirir, değil mi? Öyle bir uzaklaşma ki kendimizden, öyle bir yabancılaşma, uykularımız bile bizi iyileştirmiyor artık.
*Sen konuşmasan dünya susuyor biliyor musun? İnsan unutmanın sularını geçti. Kimse kimseyi hatırlamıyor. Anlamını bir gün bile düşünmedikleri bir kalabalık yetiyor herkese. Toprağı ölü bir huzurla değiştiler. Gökyüzünü can sıkıntısıyla değiştiler. Arzuyu pişmanlıkla değiştiler. Kimse bir başkasına misafir olmuyor. Acı bitti. Zaman yok. Gönül soğuk. Sevme korkusu öyle kötürüm etti ki herkesi, yalnızlıktan bunalan insan, dönüp yine kendi yalnızlığına sığınıyor.