Birkedibirkitapp

Birkedibirkitapp
@Birkedibirkitapp
Hayatın tüm bilmeceleri, bir kedinin mırıltısında ve bir kitabın sayfalarında saklıdır.
Öğretmen,Filolog, Editör
lisans
19 Ocak 1998
461 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Efsane Bir Eser, Trajik Bir Karakter, Beyhude Bir İnat
Puan vermedi·520 syf.··
2026 14. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 23:46
Martin Eden kesinlikle derinliği olan, her cümlesiyle insanı sarsan gerçek bir başyapıt. Yıllarca "anlayamazsam" diye çekinip bu kitabı ertelemiştim ama okuyunca fark ettim ki asıl mesele, Martin’in o devasa bilgi birikimini bir türlü hayatın içine yerleştirememesiymiş. Eserin katmanlı yapısına diyecek sözüm yok ancak başkarakterin tavırları beni ciddi bir hayal kırıklığına uğrattı. Bence Martin’in serüveni boyunca sergilediği o sarsılmaz duruş azimden ziyade bir tür "salaklık" ve inat. Bir yandan karnını doyuracak düzenli bir iş yapıp bir yandan kendini pekâlâ geliştirebilecekken, kolay yoldan yazar olma hayaliyle o kadar sefillik çekmesinin mantıklı bir izahı yok. Üstelik daha yolun başındayken yılların kalem erbabını, dergileri ve editörleri aşağılaması tam bir "acemi kibri". Yazarlık gibi ciddi bir zanaatı bu kadar basite indirgemesi, onca kitap okumasına rağmen içindeki o asıl cehaleti atamadığının kanıtı gibi. İnsan okurken "Ya bi dur be adam, sen daha yeni girdiğin bu dünyada kimi beğenmiyorsun?" demekten kendini alamıyor. Final ise benim için tam bir burukluk oldu. Martin onca şeyi feda edip zirveye ulaştığında, başarının ve o ışıltılı dünyanın ne kadar boş olduğunu nihayet anladı. Ama eğer tüm o kavganın, o kadar kitabın ve vazgeçişin sonu sadece birkaç akşam yemeği yiyip pes etmekse, bunu sıradan bir hayat yaşayarak da yapabilirdi. Yolculuğun anlamsızlığını fark etmesi esere büyük bir derinlik katıyor belki ama Martin'in bu trajik vedası, "değmezdi" hissimi daha da pekiştirdi. Benim için bu kitap; başarının parıltısına aldanıp insan kalmayı unutmanın bedelini anlatan, hüzünlü ve etkileyici bir hayat tecrübesi oldu.
Alıntı
Martin EdenJack London · Atlantis Yayınları · 2006134,9bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir Filoloğun "Kayıp Kelimeler Sözlüğü" Notları
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 22:27
Kayıp Kelimeler Sözlüğü... Bir filoloji mezunu olarak, adını duyar duymaz "Tam benlik bir konu!" diyerek elime almıştım. Ancak kitap beni, teknik bir okumanın çok ötesinde, dildeki eril tahakkümün ve toplumsal cinsiyetin o aşılmaz duvarlarıyla yüz yüze bıraktı. Kitap ilerledikçe, Esme’nin o meşhur sözlük masasının altında biriktirdiği kağıt parçaları, benim için sadece "kayıp kelimeler" olmaktan çıktı; resmi tarihin dışladığı kadın seslerinin birer çığlığına dönüştü. Biz fakültede dilin canlı bir organizma olduğunu, değiştiğini öğreniriz. Ancak Kayıp Kelimeler Sözlüğü, bu değişimin kimlerin süzgecinden geçtiğini yüzümüze çarpıyor. Yüzyıllardır sözlükleri yazan o "büyük adamların", hangi kelimenin "layık" hangi kelimenin "kaba" olduğuna karar verirken aslında dünyayı nasıl erkek egemen bir kalıba döktüğünü görmek kan dondurucu. Esme, o masanın altında kadınların emeğini, acısını ve gündelik yaşantısını biriktirirken; aslında dildeki o devasa boşluğu, yani bizim yok sayılan varlığımızı doldurmaya çalışıyor. Ne kadar okumuş olursak olalım, hangi akademik unvana sahip olursak olalım; ataerkil bir toplumda hayatta kalmaya çalışan kadınlar olarak o eril gölgeyi üzerimizden atmak sandığımız kadar kolay değil. Fark ettim ki, profesyonel hayatımda ve sosyal çevremde "doğru" kabul edilmek adına içimdeki o özgün kadın sesini çoğu zaman kendim bile bastırmışım. Esme’nin sözlüğe giremeyen kelimeleri koruma çabası, benim için bir bakıma kendi sesimi ve kelimelerimi geri kazanma mücadelesine dönüştü. Sonuç olarak; "İyi ki okumuşum" dediğim bu eserde anladığım, biz kadınlar kendi kelimelerimize ve tanımlarımıza sahip çıkmadıkça, o devasa "resmi" sözlükler bizim hikayelerimizi hep eksik, hep başkalarının gözünden yazmaya devam edecek.
Edebiyat
Kayıp Kelimeler SözlüğüPip Williams · Serenad Yayınları · 2022640 okunma
Acının En Yalın Hali: Cümbezin Kızı
9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 22:19
Ülkü Demiray’ın o yalın ama kendinden emin kalemi, Cümbezin Kızı’nda her satırı resmen hafızama kazıdı. Okurken bu kadar ağır bir acının altında ezilip tıkanacağımı sanmıştım ama yazar o kadar duru bir dil kullanmış ki, bu eşiği sarsılmadan aşmamı sağladı. Kitaptaki her kadın karakterin hayatı sessiz birer feryat gibi yükselirken, Kıbrıs’ın o kadim Cümbez ağacının gölgesindeki toplumsal travmalar hiçbir süslü cümleye sığınmadan, en çıplak haliyle ruhuma işledi. Canımı yakan bu kederi iliklerime kadar hissetmeme rağmen, yazarın o samimi gücü sayesinde elimden bırakamadığım bu roman, bittiğinde beni derin bir sessizliğe mahkûm eden unutulmaz bir ağıt gibi kalbimde kaldı.
Edebiyat
Cümbezin KızıÜlkü Demiray · Bilge Kültür Sanat · 20241,973 okunma
Acım Yanımda, Ben Hayatta...
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 23:07
Kitabı bitirdiğimde yüzümde hüzünden ziyade garip, huzurlu bir tebessüm kaldı. Aslında konu yine o bildiğimiz ağır "baba" meselesi ama yazar öyle naif işlemiş ki, insanı boğmak yerine iyileştiriyor. ​Bana kalırsa o gizemli klinik aslında hiç yoktu; tamamen Eunhu’nun bu büyük kaybı atlatabilmek için kendi zihninde kurduğu hayali bir duraktı. Profesör Do ise onun iç sesiydi sanki. ​Finaldeki o ayna detayı bence şunu çok güzel özetliyor: "Acım hala orada, istediğim an onu doya doya yaşayabilirim ama artık hayata döndüm." Yani iyileşmek acıyı yok etmek değil, onu yanına alıp yürüyebilecek kadar güçlenmekmiş. Kendi içine bakıp o yüklerden hafiflemek bana çok iyi geldi.
Alıntı
Profesör Do'nun Göz KliniğiYoonha Byun · Nora Kitap · 20251,101 okunma
Bu bir kitap incelemesi değil; yas haritası.
8/10
·208 syf.··
2026 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 23:31
Bu kitap benim için bir "okuma deneyimi" değil, artık var olmayan bir sığınağa duyulan o ağır ve dürüst özlemin itirafıdır. Bahçıvan ve Ölüm adlı kitabı okumak bir seçim değil, kaçamadığım bir randevu gibiydi. Günlerce uzak durdum, korktum, kaçtım... Ama sonunda dayanamayıp bıraktım kendimi sayfalara... Başkaları için kelimelerden ibaret olan o cümleler, benim için birer kesikti. Birçok okur bu kitabı "bir solukta bitti" diye nitelendiriyor. Ancak benim için bu okuma eylemi, her satırda durup nefes almam gereken bir maratona dönüştü. Onların akıcılık dediği şey, benim nefesimin kesilmesiydi. Gospodinov, "Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe," dediğinde; o bahçenin benim üzerime kapandığını, toprağın altında kalan o köklerin aslında benim çocukluğum olduğunu fark ettim. Yazarın babasıyla olan o sessiz vedası, benim kendime bile söyleyemediğim kimsesizlik hissini yüzüme vurdu. Babam giderken meğer dünyadaki en güvenli yerimi de yanına almış. Kitabı bitirdiğimde elimde kalan sadece bir hikaye değil; nefes nefese kaldığım sahipsiz bahçede, babamın ardından tuttuğum o en dürüst yasım oldu.
Alıntı
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma