Kâfir olup azanı
Eski düzen bozanı
Haklamak için biz anı
Kaynatmışız kazanı!.. deyip yatağını aldım, hû deyip daldım.
Ya Hâdî asan eyle işimiz; elde kılıç başta silah dişimiz... Vardık kafese . Kafesçide dört anahtar ... Ağa kuşlar, reis kuşlar, baba kuşlar... Derken haraç mezat bütün kafesleri açtım, kuşları uçurdum azat buzat. Dördüncü kule kafesi pek muhkemdi. Kapısını yedi yoldaş çorbacı ile anca aralayabildik. Eli kanlı cümle fetalar, sahib -i pençe dört kaşlı bahadırlar, bir kantar gülle, kırk okka zincir sürür pehlivanlar ... Açtık kafesi,kuşlar aldı nefesi..."
Sevgilinin yanına akılla varıp mest dönen, evvelden hazırladığı bütün sözleri onun yanına varınca unutup söyleyemeyen bir âşık tanıdım. Mektuplar yazmak ,hiç olmazsa meramını mektupla anlatmak istiyordu. Sevgiliyi tenha bulamayan ,onu tenha bulduğu zaman da kendini bulamayan bu âşık mektuplarını gözyaşıyla yazıyor ,hokkasında kuruyan mürekkebi gözyaşıyla açıyor, inceltiyor,her seferinde sevgiliye taze gözyaşlarını gönderiyordu. Nihayet bir seferinde parmağını kesti ve kendi kanıyla yazdı mektubunu.
Sevgili bunu okuyunca onun kendisini gerçekten sevdiğini anladı. En güzel Çin mürekkeplerinden daha kırmızı bir mürekkeple yazılmıştı çünkü.
Istanbul"a çıkmayan bir lale yolu,laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır, yitiktir. Rüzgarları toplayan hüzünler ağlar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında ışıklar yas tutar gibi laleler ağlar seher vakitlerinde.
"Bir bilge 'Kişinin aklı diline hâkim olmalı, dili aklına hâkim olan kişi helak olur!' demiş. Helvacı ustasıydı bu sesin sahibi ve sonra ses devam etti: "Evlat ! Sakalı bıyığı çıkmayanlara küfür satmıyoruz biz!"