Mehmet Bişar Çoksu

Mehmet Bişar Çoksu
@Bisar1
bir kitap yazmaktayım,,,
software engineering
5 Ocak 1903
5 okur puanı
Mart 2026 tarihinde katıldı
Bir amaç arıyordum._ İnsanların yüz yıldan fazla yaşamama nedeninin buna uygun olmamaları olduğunu anlamış­tım._ Yani psikolojik olarak._ Sanki tükeniyordunuz._ Geriye devam etmenizi sağlamaya yetecek kadar bir benlik kalmıyordu._ Kendi düşüncelerinizden sıkılıyordunuz._ Hayatın kendini tekrarlayı­şından._ Bir süre sonra görmediğiniz hiçbir gülücük, bir jest kal­mıyordu._ Dünya düzenindeki her değişiklik önceki değişiklikleri hatırlatıyordu._ Haberler haber olmaktan çıkıyordu._ "Haber" söz­cüğü komik gelmeye başlıyordu._ Her şey bir döngüydü._ Yavaşça dönerek geçmişe doğru giden bir döngü._ Defalarca, tekrar tekrar aynı hataları yapmaya devam eden insanlara duyduğunuz hoşgörü azalmaya başlıyordu._ Bir zamanlar nakaratını çok sevdiğiniz ama artık her duyduğunuzda kulaklarınızı parçalamak istediğiniz bir şarkıyı sonsuza kadar dinlemek gibi bir şeydi bu. > 📚| Zamanı Durdurmanın Yolları, Matt Haig
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
،،bi-çare
Karanlığın içinde kaybolurken, her adımda biraz daha eksiliyorum senden.
1000Kitap
İçsel Yıkımın Sessiz Tarihi
İnsan, kendi içinde yıkılırken dışarıdan bakıldığında hâlâ ayakta görünebiliyormuş; ben bunu yaşayarak öğrendim. İçimde, kimsenin görmediği bir çöküş var… gürültüsüz, gösterişsiz, ama derin ve geri dönülmez. Zamanın merhem olduğuna inananlara artık cevap vermiyorum. Zira zaman, yalnızca acının şeklini değiştiriyor; onu yok etmiyor. Bir yara, kabuk bağladığında iyileşmiş sayılmıyor; sadece görünmez hâle geliyor. Ben de görünmez yaralarımın gölgesinde yaşamayı öğrendim. Her gün biraz daha eksilerek, her gece biraz daha kendimden uzaklaşarak… İçimde biriken o tarifsiz ağırlığı, suskunluğun en koyu tonlarına emanet ettim. İnsan, en çok anlaşılmadığı yerde yalnız kalmıyor; en çok, anlaşılamayacağını fark ettiği anda terk ediyor kendini. Ben de kendimden vazgeçtiğim o gün, aslında her şeyin bittiğini anladım. Şimdi geriye dönüp baktığımda, yaşanmışlıklarım bir hatıradan ziyade bir enkaz gibi duruyor zihnimde. Ne tamamen terk edebiliyorum ne de içinde kalmaya cesaret edebiliyorum. .. Ve ben… Kendi içimde çöken bir dünyanın, hem faili hem de tek tanığıyım.
1000Kitap
İçimde Bir Şey Öldü
“İçimde bir boşluk var… ne doluyor ne de alışılıyor. Ne kalabalık kapatıyor ne zaman siliyor. Sanki bir şey benden kopmuş da geri dönmeyecek gibi… ve ben, eksik halimle devam etmek... zorundaymışım.”
Alıntı
“İçsel Çöküşün Anatomisi”
İnsan, en çok kendi içindeki yankılarda kaybolurmuş; ben bunu geç öğrendim. Söylenmemiş cümlelerin tortusu, ruhumda birikmiş bir ağırlık gibi… her geçen gün biraz daha içime çöktü. Zaman, sandığımız gibi iyileştirmiyor; sadece acıyı daha rafine, daha sessiz ve daha katlanılabilir bir hâle getiriyor. Ben iyileşmedim… sadece kırıklarımı estetik bir suskunluğun arkasına gizlemeyi öğrendim. İtiraf ediyorum, içimde hâlâ dağılmamış bir enkaz var. Ne kadar inkâr etsem de, geçmiş dediğimiz o karanlık labirent, zihnimin en ücra köşelerinde varlığını sürdürmekte ısrarcı. İnsan bazen unutmak istemez; çünkü unuttuğu anda, yaşadıklarının anlamı da silinecekmiş gibi gelir. Ben de bu yüzden bazı acıları diri tuttum… çünkü onlar, var olduğumun tek kanıtıydı. Artık kimseye anlatmıyorum. Zira bazı hakikatler, dile döküldüğü anda sıradanlaşır; oysa suskunluk, en ağır ve en asil ifadedir. Ve ben… Kendi içimde çöken bir dünyanın, sessiz ve yorgun tanığıyım. #bisar
1000Kitap