Kuşlar bizim için yakalıyormuş güneşin son ışıklarını. Biz günbatımını onların kanatlarında görelim diye.
"Bu akşam yine kuşların kanadında batıyordu güneş."
Hani bir kere senle odun taşıyorduk. Benim göğsümde bir şey çalınıyordu da ben korkmuştum. Tencereler tıngırdıyor sanmıştım. Sen de gülmüştün bana. O çalan yüreğimmiş. Şimdi biliyorum artık. Geçen hafta Nevin'le odun taşıyorduk yine. Sordum ona "Senin de yüreğin çarpıyor mu?" diye. Çarpıyormuş. Herkesinki çarparmış. Ama kimininki aydınlık olurmuş, kimininki karanlık. Dışarıdan hangisinin karanlık, hangisinin aydınlık olduğu nasıl anlaşılır İnci?
Nevin'e sordum: "Dünya'nın en zor işidir onu birbirinden ayırmak." dedi.
Bugün herkes eşyalarını açtı. Af çıkmadı. Televizyondaki amca yalan mı söyledi? Sultan Teyze diyor ki: Büyüklerimiz yalan söylemezmiş. Hem de yalan söyleyen adamı koskoca televizyona çıkarmazlarmış. Filiz güldü o zaman "Az mı gördük televizyonda yalan söyleyenleri" dedi. Ben yalan söyleyince sen çok kızardın İnci. Zeynep de çok kızıyor. Zeynep'e sordum: "Yalan söyleyen adamı koskoca televizyona çıkarırlar mı?" Çıkarırlarmış.
"Bana kızıyorsun yalan söyleyince. Ona kızmıyor musun?"
"Biz o yalanlara kızdığımız için buradayız," dedi Zeynep.
Sen de o yalanlara kızdığın için mi buradaydın İnci?
Annemi çok seviyorum. Ama bazen onu anlamak zor oluyor. Nevin'e söyledim. "Annen çok üzülüyor, annene anlayış göstermelisin" dedi. Hep çocuklara mı düşer annelere anlayış göstermek, İnci?