Varoş semtinde evi taşıdığımda uzun bir yolun üzerinde boylu boyunca, güneşin taşıdığı kavurucu sıcaklığı ,yokluk taşırdı bir çinkolu evin penceresinde. Yasamaya tutunmuş bir kadının hayat öyküsünden yokluk ve sefaletin
Taşıdığı sabah rüzgarının tatlı ,hoş ve acı sesi...
yaşamadığı kalmamıştı bu dunyanın kiri,pasını , bir hayat kadını mi dersiniz, yoksa kendini ve çocuklarını yaşatabilmek için ağır tenin kokusu bedenine sinmiş, arda gururu kırılmış kadının ezik gururunu mu dersiniz ,bilemem dostum Güneş taşıyordu tenin ağır kokusunu .
Çinkolu evlerin damlarında kışın yağmur suları içeri damlardı.
Evlerin soluk boyası, gece tasaruf edelim diye tv ışığında yemek yerdik .
Varoş semt olduğunda, esrari eksilmez genç lerin sağlam kapıların anahtarını kırıyor hırsızların içeri girip, haramdan beslenmeleri , ķöşe başlarında, köpek havlamalari ,korkulara karşı kaygılanmamızı beslerdi, ve
Şafak oparasiyonları ile uyanırdık çığlık çığlığa.
Annelerin sesı soluk, duvarlarda yankılanırdı,
Sonra polisler dibcikle kadınların kafasına dayardı silahını konuşma derdi, kürtçe konuşma ben anlamam derdi .
Silahı gören anneler çırpınırdı, korkulara teslim olurdu yüreklerimiz.
Ağıtlar dökülürdü ağzımızda de berxamin
Lo ez bımırı lavo söylerdi annelerimiz .
Kırık dökük kapılar , dağıtılan evler, kırılan umutlar ,ve yüreklerde talan edilen sevdalar.
Yok olurdu sevgi ,göz yaşlara boğulurdu ev halkı.
Of çekilirdi yürekler , dökülürdü kan ,kuruşunı renge boyanırdı gökyüzü .
Kızıl kıyamet kopardı .ve o gün o dar sokakta uzun yolda kaldı acı. hainlerin korku veren silah ve canavar kılıklı sesleri ,silahindaki kurşun sesi, kulak delerdi. annelerimiz silah sesi ile uyanır fabrika kapısinda, emeğe dururdu . Evin babası dört duvar arasında işkence tezgahında