Utanıyordu işte Sonya'dan. Utandığı için de aşağılayıcı, kaba tavırlarıyla ezmeye çalışıyordu kızcağızı. Oysa usturaya vurulmuş başından da, prangalarından da utandığı yoktu: Gururu çok incinmişti; onu hasta eden gururunun incinmesiydi. Ah! Kendini suçlayabilseydi ne rahat olacaktı içi! O zaman her türlü utanca da yüz karasına da katlanabilirdi. Oysa inceden inceye yargılıyordu kendini. Acımasız vicdanı, herkesin başına gelebilecek basir bir yanlıştan başka bir şey bulamıyordu geçmişinde. Asıl utandığı, onun, Raskolnikov gibi bir adamın, kör talihin rastgele bir oyunuyla böyle aptalca, böyle umutsuzca, böyle körü körüne, salakça bir duruma düşmesi, biraz olsun huzur bulabilmesi için de bu "anlamsız" karara boyun eğmek zorunda kalmasıydı.
İçtenlikten zor, pohpohlamaktan da kolay bir şey yoktur yeryüzünde. İçtenlikte yalnızca yüzde bir bile sahtecilik notası varsa hemen o anda başlar tökezlemeye... Peşinden de rezalet gelir kuşkusuz. Pohpohlama ise ne denli sahteyse, o denli hoş olur, hazla dinlenir. Gerçi kaba bir hazdır bu ama, gene de haz vardır ya içinde...
Tanrı bir yaşam koymuş sizin önünüze. Ama kim bilebilir, belki siz de yararlanamayacaksınız bu yaşamdan, boşa gidecek her şey... Bakarsınız siz de sıradan insanların arasına katılırsınız. Böyle bir yüreğiniz varken konfor mu arayacaksınız yani?