Hakan Bıçakçı alışılmadık konu, kahraman ve olay örgüleriyle yine bizi başka zeminlerde yolculuğa çıkartmış. Okuması kolay gibi görünen ama biraz üzerinde durarak okunduğunda çok da kolay olmayan hikayeler bunlar. Bildiğimiz absürt tarzın dışında ve arka kapakta vurgulandığı gibi "tuhaf" hikayeler. Genelde rüya- gerçek arasında gidip gelen hikayeleri benzerlik taşısa da kendi içerisinde bağımsız tatlar taşıdığı için onu psikolojik gerilimin önden gelen yerli kalemdir. Kendini okutmayı alışkanlık haline getirme yetisine iyedir,
Herkesin karanlığa gömüldüğü hikayenin kahramanının ihtiyari olarak karanlığı seçmesi gibi tuhaflıklar. Kişiyi aydınlatan bilgeliğin çevresindekilere (b)ulaştırılamaması ve faydalandırılamaması halinde, çaresizce cehaletin mutlu karanlığına karışmak. Bu sağırlık hepimizin bir noktada vardığı o boşvermişlik değil mi?
Kitabın başında yer alan notta belirtildiği üzere, kitapta yer alan 27 öyküden 15’i daha önce, Oğlak Yayınları tarafından basılmış olan Bir Yaz Gecesi Kabusu kitabında yer almış ve bu kitapta yer almadan önce gözden geçirilmiş. Diğer 12 öykü ise ilk kez yayınlanmış. Her biri birbirinden ilginç aslında, pek öyle sıradan hikayeler, sıradan konular değiller. Öyküleri okurken bir çizgi roman okuyormuşsunuz da resimleri eksikmiş hissi yaratıyor, dili oldukça sade, düz ve akıcı. Paranoyalar, kabuslar, korkular, kasvet, hezeyan, iç sıkıntısı... Hikayelerin ana ekseni bunlar. Psikolojik sorunlu karakterler ve gerçeküstü hikayeler. Bazı hikayelerin sonu çok başından belliydi, bazı hikayeler pat diye gereksiz bir sıradanlıkla bitti, bazı hikayeleri ise okurken sıkıldım. Aslında sıkıldım yanlış bir açıklama olur çünkü hikayeler neredeyse 3-4 sayfa uzunluğunda, sıkılmaya vakit bulamadan bitiyor, ona rağmen bittiğinde bu neydi şimdi dediğim