Her insan parlak bir vitrine benzer bana göre... Size sadece dışını veya sizin onda görmek istediğinizi gösterir. Bu, renklerin ve duyguların işin içine karıştığı kimyasal bir illüzyondur. Çünkü insanlar, her zaman gösterdiklerinden daha fazladır. Her zaman arkalarında bıraktıkları veya halen içlerinde de onunla devam eden bir öyküleri vardır. Bu yüzden önyargı, tehlikeli bir silahtır.
Yazıyı halkı eğitmek için bir araç olarak gören Ahmet Mithat, bu eseriyle kadınlara farklı bir bakış açısı sunar. O kadınlardan birisi de kitapta bahsedildiği üzere geneleve düşmüş olan 17 yaşındaki Kalyopi'dir. Şu tek cümle, ona karşı kötü bir bakış açısı geliştirmeye yetecek bir cümle oluyor fakat ardındaki öyküyü bilmiyoruz. Onu, oraya getiren sürece şahit değiliz. İşte Ahmet Mithat; bu bakış açısını kırmayı, görünenin arkasındakini de görebilmeyi, ön yargıyı bir kenara bıraktırmayı amaçlıyor.
Belki de Ahmet Mithat'ın kadınlar konusunda tutuculaşması, Batılılaşmanın kadınları onun tahayyülü ötesinde bir noktaya taşıyacağına ilişkin korkusundan ileri gelir. Bir görevi nedeniyle Avrupa'yı gezmiş, bu konuda pek çok kitap okumuş olan yazar Batı'nın teknolojisine, düzenine ve gelişmişliğine hayran kalmıştır ama Batı'yı manevi konularda ahlaksız bulur. Romana dönecek olursak, realizm etkisiyle yazılan romanda gözlemlere yer verilmiş, sıklıkla tasvirler ve ruh çözümlemeleri yapılmıştır. Yazar pek çok romanında olduğu gibi kendisini yer yer esere dâhil etmekle birlikte sözcülük görevini çoğunlukla Ahmet Efendi'ye bırakmıştır.
Romanı okurken Ahmet Efendi gözümün önünde Muhammed Ubeydullah Öztabak olarak canlandı. Her ne kadar memleketime gelip haber vermese de nedense onda merhamet ve olgunluk (!) denilince akla gelen ilk addır. Tanzimat Dönemde ilk defa göz önümde canlanmadı. Kalyopi ve