Lafın kısası, diyeceğim o ki insanların çoğu kendileri için değil başkaları için giyinir.
Daireye gelen pasaklı bir köylüyle, ivici bir çiftlik ağası aynı muameleyi görmez. Pasaklı köylüye bağırır, çağırırlar; bugün git yarın gel derler. Çiftlik ağası, general gibi itibar görür; işleri tıkır tıkır yürür.
Bana cesur olmamı ve ümidimi kaybetmememi tavsiye ediyorsun, teşekkür ederim.
İyi de hangi cesaret ve ümit beni yarın işe altı delik, üstü yamalı olan bir ayakkabı, yakasının telası görünen eskimiş bir ceketle gönderebilecek?
Fakir insanlar nazlı oluyor anacığım.
Fakirlikle sefilliği bir birinden ayırmamız lazım.
Sefil insanın kaybedecek bir şeyi kalmamaktır. Yaşamaktan başka bir düşüncesi yoktur. Utanmayı bile unutmuştur. Ancak fakir insan öyle değildir. Çarşıda dolaşırken, sokakta yürürken, evine girerken yanından geçen insanlara ürkek ürkek bakar.
"Benden mi söz ediyorlar?” diye kulak kabartır. Gü tebessüm eden bir adam görse,
"Benim perişan halime gülüyor." diye geçirir içinden.
Sen ne dersen de iki gözüm, toplumun yoksul insana saygısı yoktur. Romancılar ve hikâyeciler, istedikleri kadar kahramanlarını fakir insanlardan seçsinler, boşuna.