Dikkatle bakacak olursak, yaşamımızda birçok olayın aynı şekilde sürekli tekrarlandığını görürüz, eğer bu olaylara karşılık gelen Oluş'un özel durumlarını gözlersek olayların doğasını daha iyi anlama şansımız olur.
Örneğin, bir toplantıya geç kalmanın' yönettiği duygular kümesini ele alalım. 'Geç kalmak' kaygı hissini tetikler. Dışımızda gelişen bu olayların, henüz meydana gelmemiş hangi içsel duruma karşılık geldiğinin farkında olmamız gerekir. Oluş'umun bir kısmı beni bu olaylara bağlamaktadır. Onları yaşantımdan silebilmek için yapabileceğim tek şey, gerçekte Oluş'taki bir hastalık, içsel bir kusurdan başka bir şey olmayan endişe, korku ve kaygı olarak adlandırdığım bu olumsuz iç koşulu düzeltmektir.
Onu yaratan psikolojik durumlar içimde devam ettiği sürece, bu türdeki endişe verici olaylar da yaşantımda öyle ya da böyle tekrarlanacaktır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bakış açımızı altüst etmeyi öğrenmemiz gerekmektedir. İnsanların genellikle zorluk veya felaket olarak gördükleri, beddua ettikleri, her ne pahasına olursa olsun kaçındıkları her şey aslında ölüm psikolojilerini yaşam psikolojisine dönüştürmelerini sağlayacak çok değerli malzemelerdir.
İster olumlu, ister olumsuz olsun, insanın düşünceleri daima yaratıcıdır ve mutlaka ortaya çıkacak uygun bir zamanı bulur. Düşüncelerimiz, elimizle yazdığımız hatta yolladığımızı bile unuttuğumuz davetiyeler gibi düşüncelere karşılık gelen olayları kendine çeker.
Olaylar, düşüncelerimizin ve Oluş durumlarımızın, gözle görünür halidir. Bu sebeple, olaylar ve durumlar aynı şeydir. Durumlar, her kişinin Oluş'unda üretilirken, olaylar da insanın yaşamında, zaman içinde, başına gelen ve sanki insanın iradesinden bağımsız olarak ortaya çıkıyormuş gibi görünen olgulardır. Tek gerçek ise onları yaratanın biz olduğumuzdur, olması için sürekli yakaran ve farkında olmadan olayları hayata geçiren biz...