Bu kitap, bir hikâye anlatmıyor; bir duygu yaşatıyor.
Bahçevan ve Ölüm, babasını kaybeden bir yazarın zihninden geçenleri olduğu gibi, filtresiz bir şekilde sunuyor.
Okurken ilk başta kopukluk hissi oluşuyor.
Bir bütünlük yok, olay örgüsü yok, hatta yer yer tekrarlar var.
Ama tam da burada kitabın asıl gücü devreye giriyor.
Çünkü yas dediğimiz şey zaten böyle ilerlemiyor.
Bir anda geçmişe gidiyorsun.
Bir su şişesinin kapağını açarken, bir bayram sabahında, ya da sıradan bir anın içinde…
Zihin, zamanı lineer yaşamıyor; parçalayarak, sıçrayarak hatırlıyor.
Bu kitap da tam olarak bunu yapıyor.
Sanki yazar, babası aklına her geldiğinde bir şeyler yazmış ve onları toplamış gibi.
Bir roman değil; anı kırıntıları.
Bu yüzden bu kitabı okuyacak olanlar, akıcı bir kurgu beklememeli.
Bu bir “hikâye” değil.
Bu, kaybın içinden geçen birinin zihninin kaydı.
Eğer siz de bir yakınınızı kaybettiyseniz, kitap size şunu hissettiriyor:
“Bunu yaşayan sadece ben değilim.”
Ve belki de kitabın en güçlü tarafı tam olarak bu:
Yalnız olmadığını hatırlatması.
Bu yüzden, bir roman beklentisiyle değil;
bir duyguyu anlamak ve hissetmek için okunmalı