Bu şekilde yabancılaşmış gereksinmelerinin boyunduruğu altına girmiş olan insan, anlıksal ve fiziksel yönden insanlığını yitirmiş olan bir varlıktır. Bilinçli ve kendi kendine işleyen bir robot ,bir eşyadır. Bu eşya insan, kendisi ile dış dünya arasında bağlantı kurmak için yalnızca bir yol bilir. Bu da dış dünyaya sahip olmak ve onu tüketmek, kullanmaktır.
Sen ne kadar az sen olursan, yaşamını ne kadar az dile getirirsen, o kadar çoğuna sahip olursun. Yaşamın ne denli yabancılaşmışsa yabancılaşmış varlığının biriktirdikleri de o denli fazla olur.
Biz, bilinçli benlerimizin dışındaki güçler ile gizli olarak bizi yöneten tutkular ve çıkarlar tarafından belirleniriz. Böyle olduğu sürece de özgür değiliz. Ama uyurgezer, özgür olmayan, belirlenmiş,bağımlı , edilgin kişilerken, yanılsamalardan vazgeçerek kendimizi uyanmış, bilinçli, etkin ve bağımsız kılabiliriz
Parolamız, dogmalar aracılığıyla değil, içeriği ister siyasal ister dinsel olsun, gizemli ve karmakarışık bilinçliliğimizi çözümleme aracılığıyla bilinçlenme reformu olmalıdır.
Her iki düşünür de insanın bilinçli olarak düşündüklerinin çoğunun bilgisi dışında, kendisinden gizli olarak iş gören guclerce belirlendiğine; insanın eylemlerinin kendisine ussal ya da ahlaksal eylemler olarak açıklandığına ve bu ussalastirmalarla(yalancı bilinçlilik,ideoloji) öznel bir doyum sağladığına inanmaktadırlar. Ama insan kendisince bilinmeyen güçler tarafından itildiği için özgür değildir. O, ancak bu güdümleyici güçlerin yani, gerçekliğin bilincine vararak özgürlüğe ve sağlığa kavusabilir. Böylece kör güçlerin kölesi olacak yerde( gerçekliğin sınırlamaları içinde) kendi yaşamının efendisi olabilir.